Buaralar bir türlü yazı yayınlayamıyorum! Evet iki çocukla vaktim çok az, çok daha yorgunum, biraz da şaşkınım! Sanırım bu yüzden de bilgisayar karşısında "boş boş" vakit geçirmeyi tercih eder oldum!! Yani Facebook, email, garip gurup yeni siteler... Beynimi çalıştıracak gücü her zaman bulamıyorum, tam bulduğumda da ya bebek ağlıyor ya da Mert birşeyler istiyor!! Bir işi başından sonuna bitirebildiğim olmadı şu evde, mutlaka birşeylerle bölünüyor.
Aslında mutfağa hiç ara vermedim, hep yeni birşeyler deniyorum çünkü orası benim terapi mekanım! O da olmasa çıldırırım herhalde! Ama işte örneğin Cenk'in meşhur Nutellalı çikolatalı tartını yapıyordum, önceden püf noktalarını, tarifi bir güzel yazdırdım, önüme koydum, tam da "hamuru hızla yapınız" aşamasına bakarken ve hamurun ortasındaykeeen..."annneee tuvalete gelseneeee" !! Dedim ki kendi kendime, 'bu Cenk tabii muhteşem tarifler yapar'!!! (kendisi bu lafa kızmayacak kadar neşeli birine benziyor-umarım öyledir!)
Yine de siz o inanılmaz tartı yapmalısınız -eğer benim gibi "overdose çikolata"dan ya da "çikolatanın içinde kaybolmaktan" hoşlanıyorsanız tabii !!
Neyse bu arada bitiremediğim 3 tane ayrı gönderi de benim konsantre olup bitirmemi bekliyor. Üstelik bu haftasonu yine İstanbul'a gidiyoruz 1 aylığına ve orada vakit çok daha kıymete binecek!!
Bütün bu hengame içinde ben her pazar yeni birşeyler denemeye devam ediyorum ama ne kadar alelacele yaptığımı bir görseniz, güler misiniz yoksa acır mısınız bilemem artık!!

Dünkü deneme benim zaten hayatta en sevdiğim şeylerden biri olan simit...ama gerçek sokak simiti ! Geçenlerde tam buğday unu ve zeytinyağı ile bir denemem oldu, çok sağlıklı ama maalesef sokak simidi ile alakasız bir formüldü ! Kafaya taktım aynısı olacak diye ve internette daha önce yaptığım araştırmaları gözden geçirip, okuyup- çalışıp Evcini'nin tarifinde karar kıldım! Beni yine yanıltmadı Evcini (daha önce de muhteşem inegöl köftesi yapmıştım oradan).
Biz İstanbul'da ailecek simit hastasıyız ve simitçi simitçi gezip en gevrek ama içi en yumuşak olanı arar dururuz. Bu arada sokaktan alacaksanız, en güzeli gerçekten Bağdat Caddesinde Kazım Kulan ya da Marks&Spencer'ın önündeki simitçidir !
İlk denemede vakitsizlikten biraz tombik oldular ama tadına inanamadık eşimle! Yıldırım hızıyla çay demlendi, beyaz peynir dilimlendi, gözler kapatılıp Türkiye'nin kokusu keyifle içe çekildi!! Hemen bizimkileri aradım ve "siz İstanbul'da en güzel simidi arayın daha, biz Bakü'de bulduk bile!!" dedim.

Sonra gece araştırmalar devam ederken ne zamandır yapmak istediğim, bence bir internet-blog efsanesi olmuş Katmer Poğaça'yı buldum yine. Mutfak Güncesi adlı blogda Şaziye o kadar güzel anlatıyor ki poğaçayı, bir çok başka blog da onun bu güzel tarifini kullanmış zaten. Blogunu bitirmiş Şaziye çok üzüldüm, ne kadar güzel tarifleri var halbuki.
Size bu sabah bu poğaçayı nasıl yaptığımı anlatmalıyım. Sabah 6:30'da Yiğit'i emzirdikten sonra, fırladım mutfağa. Derdim Mert uyanmadan poğaçayı fırına koymak ve ona kahvaltıya yetiştirmek, zira beyimiz bu aralar "ekmek yemekten sıkılmışlar" efendim, "hep aynı kahvaltıymış"! Beyimiz ev yapımı beyaz peynirli-pekmezli ekmeğimden ya da sıkılmasın diye yapılan pancake'lerden çok "yorulmuş" (onun lafları). Annem olsa ona ne cevap vereceğini iyi bilirdi ama...
Ancak bizimki pijamaları ile erkenden geldi yanıma.."Anneee hadi odamda oynayalım" ! "Hayır Mert'cim, biraz sonra", "Şimdi!!" ...Çözüm, Mert'i de tezgaha oturtup eline biraz un vermek oldu! Bir yanda bebek, diğer yanda Mert ve ben ilk kez böyle bir hamur açıyorum, kat kat yani ! Mert de elini uzatıp, "ben de merdaneyi kullanıcam" tutturmalarında hem de!
Bir de ben o şaşkınlıkla hemen mayalansın diye 50derecede fırında bekletip, sonra pişme esnasında dereceyi 180 dereceye getirmeyi unuttum tabii ! Ben pişmiştir herhalde fırına bakınca, içerde kabardıkça kabaran, pofuduk pofuduk nefis -pişmemiş- poğaçaları görünce minik bir çığlık attım! Eyvah, Mert'in okula gitmesine çok az kaldı !!
Nihayet piştiler, paketlenip yolda yenmek üzere Mert beyin çantasına kondular ve ben de derin bir nefes aldım!
Yaşasın bloglar, gerçekten! Bu kadar leziz ve hayatımıza renk katan tarifleri başka nereden bilecektik! Mutfak Güncesi ve Evcini'ne tekrar teşekkürler!