Bakü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bakü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Çarşamba, Ocak 09, 2008

BEMBEYAZ BİR BAKÜ

Bakü'ye kar yağdı ve Bakü bizi bembeyaz karşıladı bu defa !

Karın kusurları örtmesi, son zamanlarda şehirde yapılan yenileme çalışmaları (bir nevi botoks-makyaj durumları) ve yılbaşı süsleri ile Bakü bir masal şehrine dönüştü diyebilirim !



Bu sokak Bakü'nün en şık sokağı oldu. Binaları tek tek temizlediler, balkonları yenilediler. Yukardaki balkonlar gerçekten çok havalı duruyor !


Bu dışarıya çıkma balkonlar İzmir'de de vardır değil mi?


Şehrin merkezindeki İçeri Şeher ya da Eski şehirin kalesi kar ve ışıklandırma ile bir film setini andırıyor değil mi?


Kalenin üzerinde "Yeni İliniz Mübarek" yazıyor. Yeni yıl ve kutlamalar çok önemseniyor burada. Kalenin önündeki jip de bize hangi devirde yaşadığımızı hatırlatıyor !!

Kar kalınlığını bizim balkondan ölçebilirsiniz !!Azeriler Türkler gibi çeşme-havuz yapmaya bayılıyor ! Şehrin heryerinde "fantanlar" var. Yenileri pek özenli renk renk, boy boy ! Bu en yenilerinden ve karla daha da güzel olmuş, zaten herkes önünde resim çektiriyor.



İşte böyle ! Nihayet Bakü'de de kar yaşadık çok mutluyum! Mert daha da mutlu çünkü okullar tatil 3 gündür ! Bakü'lüler de İstanbul gibi pek hazırlıklı değil bu duruma, dolayısı ile yollar ve ulaşım ciddi dert. Hele şimdi rüzgar ve eksi dereceler ile heryer buz oldu, durum daha da zorlaştı.

Pazar, Eylül 02, 2007

VEDA

İşte bir arkadaşımız daha Bakü'den ayrılıyor !

Daha önce de yazmıştım, yurtdışında yaşamanın en pis (Azerice kötü demektir) yanlarından biri de, tam biriyle arkadaşlığınız tatlı bir kıvama gelince, o birinin başka bir yere tayini çıkıveriyor!

Elbet bir gün sıra bize de gelecek ve giderken de başka bir hüzün duyacağız mutlaka. İlginç bir durum ama Azeriler de, bizler de, ne kadar eleştirsek de Bakü'nün ilginç bir 'ayrılırken hüzünlendiren, gidince özlenilen' bir hali var. Sanırım küçük ve samimi bir şehir olması, çok duygusal bir ortam olması, normal bir küçük şehirden daha sosyal olması ve traji-komik garipliklerin olması bunun başlıca sebeplerinden. Daha önceki bir Bakü yazımda bazılarından bahsetmiştim.


Azeriler hem biraz Rus sertliği hem de biraz Anadolu duygusallığı taşıyorlar. Bu da hayatlarının her aşamasına farklı farklı yansıyor.


Neyse gelelim Türklere ! Bundan bir 6 ay kadar önce, Elif'in önderliğinde Bakü'deki Türk Anneler kulübünü kurmuştuk. İyi ki de kurmuşuz, o gün bugündür gerçekten kendimizi daha bir evimizde hissediyor, yalnız olmadığımızı biliyoruz. İyi ve kötü günlerimizi paylaşıyoruz.
Gelelim vedamıza!

Burada çok sevdiğim arkadaşlarımdan Ceren, Abu Dhabi'ye uçup gidiyor! Bir başka sevdiğimiz arkadaşımız Lesley de Dubai'ye gitmişti, bu aynı ülkeye 2 etti ! Bizi 3-5 havalı alışveriş merkezine tercih ettiniz diye dalga geçiyoruz (burada hiç yok da - gerçekten yok)! Aslında daha önceki yazımda da anlattığım gibi 3-5 alışveriş merkezinden çok öte, çok gelişmiş bir ülke.

Neyse, bize de gitmek için 2 güzel bahane oldu yine !

Ceren'cim, yolun açık olsun. Umarım orada da çok mutlu olursun, çok güzel arkadaşlıklar kurarsın. Biz seni, Ryan ve Joshua'yı çok özleyeceğiz.


Bakalım Türk grubu bundan sonra ilk kimi uğurlayacak, kimin arkasından yine "aaah ah, keşke burada olsaydı" diyeceğiz.



Not: Ceren'in veda pastası doğum sonrası ilk pastam sayılır (bir de doğumdan kısa bir süre sonra eşime doğumgünü için şeker hamursuz boool çikolatalı bir pasta yapmıştım, epey zorlanarak!). Tarifini Burcu'nun temel şeker hamuru kursundan aldım. İçi çikolatalı pandispanya, çikolatalı krema, muz ve ceviz krokanlı. Ceviz krokana hastayım, bundan sonra hep onu kullanacağım gibi duruyor.

Pastanın üzerindeki arılar da, efendim Ceren'in güzel ailesini temsil ediyorlar!!! Sarı çöllere yolluyoruz ya arkadaşımızı, arap ellerine !!

Artık hevesle bir sonraki pastamı bekliyorum! Yaşasın mutfak!

Pazar, Ağustos 26, 2007

Bakü'ye HOŞGELDİK !


Hoşçakal İstanbul, hoşbulduk Bakü !

4 aylık bir aradan sonra, 3 kişi ayrılıp, 4 kişi döndük Bakü'ye ! Gelir gelmez uzaklarda arkadaşlıkların ne kadar sıcak olduğunu hatırlattı arkadaşlarım bana. Elif, ancak eskiden komşuların birbirine yaptığı cinsten birşey yapmış. Geldiğimiz gün, bize hazırladığı yemekleri, her türlü detayı düşünerek bizim için yaptığı alışverişi ve sıcacık ev yapımı ekmeğini getirdi! Gözlerime inanamadım!
Eve geldikten 1-2saat sonra, ilk akşam soframızda kıymalı tarhana çorbası, fırın makarna, köfte, çoban salata, ev yapımı mis gibi ekmek, meyve suyu vardı ! Elif, sana nasıl teşekkür etsem bilemiyorum! Mucize gibi birşeysin sen!
Dün de daha önce yayınladığım listemin birinci maddesini gerçekleştirmek üzere, Ceren bizi evinde ağırladı. Gayet uluslararası bir ekip olarak, Türk-Azeri-İngiliz karışımı çocuklar güzel havanın ve geniş bahçenin keyfini çıkardılar.
Anlayacağınız Bakü'ye güzel bir başlangıç yaptık!
Bu sabah kahvaltıda pancake yaptım ama sonuçtan çok memnun değilim, kahvaltı aktivitesinden mutlaka daha güzel bir tarif çıkar. Artan pancake'lerle nasıl bir değerlendirme yapabilirim? Bir çeşit pasta belki? Nükhet'te görmüştüm sanırım.
Vaktim çok kısıtlı yine, yeni hayata alışmak zaman alıyor. Bakü'deki evimize alışmak, küçüklerin sistemini oturtmak, evi yeniden toparlamak....Mert'in yeni okulu, benim yeni fikirlerim derken günler uçup gidecek sanırım! Yakında tariflere başlayacağım, söz !
En miniğim aramızda en adapte görünen aslında ! Sağolsun, hep böyle olsun inşallah!
Herkese Bakü'den sevgiler...

Çarşamba, Ağustos 22, 2007

HOŞÇAKAL TÜRKİYE !

Tatilden nefis bir kare (İçmeler - Marmaris)

Yine gitme vakti geldi ! Bu defa tam da tatilin üstüne gidince aklım iyice buralarda kalıyor! Ama ilk kez gitmek için sabırsızlanıyorum. Bakü'deki evime gidip, düzenimi kurup, normal hayatıma dönmek istiyorum! Böyle 2 ayrı ev olunca, buradaki ev de esas yaşanan ev olmayınca, nedense bir türlü kendimi gerçek hayatımdaymışım gibi hissedemedim! Halbuki "esas evim" burası ama ! Neyse ancak yaşayanlar bilir ne demek istediğimi!

Bakü'ye gidince yapılacaklar:
  1. Bakü'deki Türk arkadaşlardan son havadisleri almak üzere derhal biraraya gelinecek

  2. Spora ve diyete başlanacak ve doğum kilolaları atılacak

  3. Yeniden mutfağa dönülerek bilimum denemelere başlanacak (ama onları kim yiyecek??)

  4. Dergi yazıları için araştırma yapılacak (süpriz!!)

  5. Pasta denemeleri ilk sırada, Bake Shop'tan (Burcu'dan) aldığım malzemeleri kullanmak için sabırsızlanıyorum!

  6. Bakü'de özellikle İngiliz ekipten Türk yemekleri ve pasta siparişi almayı düşünüyorum, bunun için İngilizce bir catering blogu mu açsam, internet sitesi mi yapsam düşünüp hemen harekete geçeceğim ! Tecrübeli arkadaşlar ne der?

  7. Blogumla daha çok ilgilenilecek ve biraz tazelik katılacak

  8. Minikler için yeni bir düzen kurulacak, özellikle bebek minik için Gina Ford düzeni oturtulmaya çalışılacak. Büyük miniğin yeni okuluna alışması için ter dökülecek!

  9. Tez zamanda Gürcistan'a gidip blogda tanıtılacak

......liste böyle uzayıp gidiyor ! Yapılacak çok iş var anlayacağınız ve de işte tam da bu yüzden artık dönmek istiyorum!

Bu defa harika bir sebeple geri geleceğim, tekrar yenge olacağım inşallah Aralık başı ve biz de doğuma geleceğiz.

Hoşçakal İstanbul, hoşçakal Türkiye ! Bu defa bana yine harika bir evlat daha verdi, Allah hepsini sağlıkla büyütmeyi nasip eder inşallah..

Bu süreçte bana destek olan, her türlü ihtiyacımızda hemen yardıma koşan sevgili aileme ne kadar teşekkür etsem azdır. Bu zor süreci sayenizde çok rahat ve keyifle geçirdik, hepinize minettarız. Ayrıca canım arkadaşlarıma da, bu kısacık zamanda bile ne yapıp edip ziyaret ettikleri ya da bolca arayıp dertleşme keyfini yaşattıkları için çoook çok teşekkürler.

En yakın zamanda Bakü'ye bekliyoruz, ilk gelene promosyon yapmayı düşünüyoruz :)

Herkese sevgiler, Bakü'den görüşmek üzere!

Salı, Mart 20, 2007

Bakü'lü Türk Anneler Grubu Buluştu !

Rana, Ceylan, Buket, Akbel, Elif, Ebru, Ceren, Elif Yalın, Esra, Hürriyet, Sibel

Nihayet Bakü'deki Türk Annelerinin çok az bir bölümü de olsak buluştuk ! Çok da iyi ettik çünkü biraraya gelmenin ne büyük bir keyif olduğunu bu sayede öğrendik.

Elebaşımız Elif Yalın, 4 yılı aşkın bir süredir Bakü'de ve yurtdışında yaşam konusunda çok tecrübeli. İkimizin ortak noktalarından biri olan yabancıların "playgroup"larında başlayan arkadaşlığımız esnasında hep neden Türkler olarak biraraya gelemediğimizi sorgulardık.

Buradaki İngiliz, Amerikalı ve İskoçlar bu konuda gerçekten başarılı. Gerek özel günlerinde gerek çocukları için oyun gruplarında, düzenli ve oldukça kalabalık bir şekilde toplanıyorlar. Emaillerde mutlaka birileri bu grupları organize ediyor ve herkes de destek oluyor.




Neyse, nihayet Elif'in canına tak etti ! Ve bizi önce Yahoo'da gruplaştırdı. Önceleri sayımız 5 filandı, en son 15 olduk. Aslında burada en az 5000 Türk olduğu söyleniyor, dolayısı ile 15 çok az bir rakkam ama olsun buna da şükür !




Buluşma mekanı tabii ki buradaki bir Türk lokantası oldu, Sultan Kebapçısı ! Kebapları mideye indirirken, sohbetimiz daha da koyulaştı !



Hanımlar biraraya gelince önce tabii bolca çocuklar ve mutfaktan sohbet açıldı. Ortak dertler, sıkıntılar paylaşıldı, kah efkarlanıldı, kah gülündü!


Mutfak konusunda tabii herkes, peyniri, eti, sebzeyi nereden aldığını paylaştı. Ya da çok kıymetli olan Türk balığını nasıl nereden bulabileceğimiz konuşuldu !!


Bunlar Türkiye'den uzakta olanlar için altın değerinde bilgiler !

Bazen örneğin Türk peyniri bulunamıyor, o zaman grubun yazışmalarında birden bir artış oluyor ! Herkes birbirine en son nereden aldığının bilgisini veriyor !


Umarım bundan sonra daha sık biraraya geliriz. O akşam sohbet gerçekten çok güzeldi, kendimizi bir akşamlığına hiç de uzakta hissetmedik ve pek çok konuda da yalnız olmadığımızı gördük.

Yurtdışında yaşayan diğer Türkler olarak benzeri girişimleri varsa ve bize de anlatacakları güzel aktiviteleri varsa mutlaka yorumlarını bekleriz.

Bakü'deki Türk'ler olarak da umarım pek çok güzel faaliyetin içinde bulunabilir, tipik Türk "organize olamama" hastalığımızı yeneriz :)

Herkese sevgi ve selamlar..

Pazar, Mart 04, 2007

Bakü'nün ötesi : Guba

Azerbaycan'ı tanıtmaya devam ediyoruz ! Ne işinize yarar bilmem ama en azından resmini görmedik demezsiniz !

Burada kaldığımız geçen sonbahardaki bayramda yani ekim 2006'da, buradaki Türk arkadaşlarımız sayesinde Guba'ya gittik.

Guba 3 saat mesafede, kuzeyde küçük bir şehir. Dağların hemen yanında olduğundan, doğası Bakü'ye göre çok daha yeşil ve güzel.

Guba'nın içinde beklenmedik bir şekilde bir yahudi semti vardı..Artık tabii ki yahudiler yok denecek kadar az.

Biz Gubanın içinden geçip, dağlara yönelip ve hatta küçük de olsa bir dereyi aşıp, ormanın içine girdik. Yandaki resimde, arabası dere yatağına takılan bir arkadaşımızın işkencesini görüyorsunuz! Bu arada Guba'lı gençler de jigulileri (eski tofaş serçe yani) ile aynı dere yatağında, bize nispet bir ileri-bir geri şov yapıyorlardı. Zaten Azerilerin en sevdiği şey arabaları ve onları yıkamak ya da yıkatmak! Onları yıkarken seyretseniz, zannedersiniz ki, yeni aldıkları Porche'yi temizleyip şova çıkacaklar...öyle bir aşkla yapıyorlar bu işi..

Neyse biz orman içinde, Long Forrest adında bir oteli arıyorduk. Nihayet vardığımızda, orman içinde bungalovlar ve 1 lokanta evinden oluşan bir mekan bulduk. Bungolavların kalitesi,


Türkiyedeki bir 2 yada 3yıldız motel civarındaydı. Doğası resimlerde görüldüğü gibi güzeldi, eminim baharda daha da güzel oluyordur. Gerçi biz de sonbahar renklerinin keyfini çıkardık ama küçük bir çocukla soğuk tahtadan bir bungalovda olmak cidden bir macera! Bunu derken, buradaki pek çok Amerikalı ya da İskoçun bizden çok daha fazla buraları gezip, üstelik de çadırda kalıp kamp yaptıklarını da belirteyim. Bizdeki tipik "amman evladım, belin açılmasın, boğazını iyi sar, gece üstünü ört...." durumları onlar da yok tabii !



Olayın en güzel yanı ise tabii ki mangal keyfi oldu. Buradaki Migros'tan türkişi sucuklar, etler alınıp şişlere dizildi ve biraz da turşu, vs gibi meze-salata desteği ile, hemen küçük Türkiye ortamı yaratılıp, ateşin etrafında keyifle midelere indirildi.

Ertesi gün Guba'nın etrafını, dağları ve köylerini arabayla gezdik. Bizim Bolu tarzı görüntüler vardı ve güzeldi ama yine de benim canım Bolu'da olmayı çok istedi ! En çok da, o yol kenarındaki konaklama mekanlarında (bir meşhur Cemal'in yeri vardır hani), muhteşem kahvatıyı çekti canım !! Bal-kaymak-çeşitli peynirler, sahanda peynirli-tereyağlı yumurta, nefis taze ekmek, soba üstünde fokurdayan çay....oooof of! Hamile hamile bu yazıları yazmak da bir fena oluyor canım!

Çay içmek için mola verdiğimiz salaş bir yol kenarı noktasında, yaşlı bir amca bize hem nefis bir çay demledi, hem de lezzetli bitki çayları yaptı. Burada adet çayın yanında reçel ya da çikolata-şekerleme yemek. Reçeller genelde bizimkiler gibi ama bizim favorimiz goz yani ceviz reçeli..leziz ! Çaya şeker koymak yerine, yanında küçük tabaklarda bu reçelleri yemek gerçekten çok zevkli.

Türkler biraraya geldiğinde en çok konuşulan konulardan biri de başımıza Azerice yüzünden gelen komik hikayeler. Daha önceki bir postda Azericeden bazı örnekler vermiştim. Pek çoğunu bu yolculukta öğrendim. Bugün aklıma bir tane daha geldi, Azeriler köpeğe "it", kurt köpeğine "canavar" diyor. Bir gün bir arkdaş, Azeri bir arkadaşı ile bir kafede otururken, "Abi bak, canavar geliyor, canavar itiii !!!" demiş. Tabii Türk olan arkadaş, koskoca adamın, "canavar iti geliyor" demesi pek garibine gitmiş -ne olduğunu anlayana kadar !

Bu hikaye şimdi artık Istanbul'a dönmüş olan Hakan & Fulya & Buğra ailesinden. Expat olmanın en sevmediğim yanı, tam birileri ile güzel bir dostluk kurmuşken, bir tarafın ayrılma vaktinin gelmesi. Zaten bir avuç yakın arkadaş olarak yaşarken, 1 ailenin bile gidişi insanı normalden çok daha fazla etkileyebiliyor. Fulya'nın nefis yemeklerini ve Hakan'ın hikayelerini çok özlüyoruz çook !

Yandaki resim de onlardan, Kuba'nın nadide ormanında gülümserken..

Baharda biraz daha gezmeyi ümit ediyoruz, o zaman sizinle daha çok yazı-resim paylaşacağız. Bu aralar güneş çıkarsa Bakü'den de resimler göndereceğim.

Şimdilik herkese sevgiler.

Cumartesi, Şubat 24, 2007

Yeni oyuncağımızla denemeler !


Yeni Canon'umuzla beraber biz de fotoğrafçılığı keşfetmeye başladık..Blog sayesinde de daha iyi resimler nasıl çekeriz öğrenmeye çalışıyoruz. Şimdi bu güzel tatlıyı ben yaptım diye size yutturabilirdim ama vicdanım el vermedi :)

Ama tatlı hem görüntü olarak hem de lezzet olarak gerçekten güzeldi ! Elmalı baklava oluyor kendileri ve özetle, incecik bir hamurun içinde, ılık elmalı-fıstıklı bir karışım var, yanında da vanilaylı dondurma...mmmmm..leziz...

Food photography diye bakınca, internette pek çok değişik site çıkıyor. Dün örneğin Michael Ray'in sitesinde nefis resimler bulduk. Hepsinin ortak noktası ışığı çok güzel kullanmaları.

güzel poz veren zeytinler...

Ben türk blogları içinde en başarılı fotoğrafları Ev Cini'nde buluyorum. Çok sade ve çok şık kompozisyonlarda, yakın çekim şık resimleri var..

Bugün Bakü'de hava güzeldi ve biz de fotoğraf makinamızla biraz gezindik ve buranın en şık restoranlarından Sultan's Inn'de yemek yedik. Yandaki Ege salatası da gayet lezzetli bir başlangıçtı. Azeriler kişnişi çok seviyor ve salatalar da kullanıyor..bizse hiç sevmiyoruz ! Allahtan bu salatada yoktu..Ayrıca bize güzel bir poz da vermiş oldu!


Başka bir başlangıç yemeği ise misafirler için de güzel bir fikir..Arasında kıtır-ince-yufka (hamur) olan, fesleğenli-kremalı-sarmısaklı soslu mantar. Tahminimce, tereyağında sarmısağı çevirip, içine mantarları koyup, biraz soteledikten sonra, üzerine krema konulmuş ve bolca fesleğen, karabiber ve tuzla tatlandırılmış..yufakalar da ayrıca ikiye katlanıp yağda ya da fırında kızartılmış..ikisi birleşince böyle nefis bir görünüm olmuş..


Fotoğraf denemelerimizde, biraz da tabii Bakü'nün meşhur İçeri Şehir'inde dolandık. Orada malzeme çok tabii ama biz henüz çömez olduğumuzdan ve de karnımız da acıktığından fazla dolanamadık!
Bu yandaki resimde meşhur Kız Kalesini, Sultan's Inn'in terasındaki bir lambanın arkasından görüyorsunuz!

Ayrıca İçeri Şehir'de tabii meşhur Azeri halıları-kilimleri ve antika olduğu söylenen bir sürü ıvır-zıvır satan dükkanlar var.. Bize daha buradan çok malzeme çıkar, kendimizi geliştirdikçe size yenilerini aktarırırm..



Son olarak da bir bardak suya ters olarak sığdırdığım Uluç'u, gazetelerin emlak sayfalarına bakıp, 4-5000usd'ye kiraya verilen evlere şaşırırken görüyorsunuz! Bakü'de evler, expatlar yüzünden gereksiz çok pahalı. "5000usd'ye İstanbul'da ne evlerde oturulur yahu!" şeklinde kızıp, hesabı verip kalkıyoruz :)
Bir sonraki post'da görüşmek üzere..

Pazartesi, Şubat 19, 2007

Bakü'de yaşamak





Asagidaki yazimi aradan gecen 2 yildan sonra revize ediyorum. Bazi Azerilerin elestirilerini hakli bazilarini ise haksiz buluyorum. Kendimin de yasadikca gordugu bazi seyleri degistirmenin dogru olduguna inaniyorum.




- - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - -

Buraya geleli yaklaşık 1 yıl oluyor!! Geçen yılın Nisan ayında geldik, Azerbaycan'ın güzide şehri-Bakü'süne..gözzel Bakü'ye..!

İlk zamanlar biraz da rüya gibiydi ve yanımızda annemler ve hatta Bilgiye bile olduğundan, kendimizi çok da uzaklarda hissetmedik. Zaten burası tam da gurbetçilik olmuyor doğrusu. Çok garip bir duygu aslında, kendi ülkende değilsin ama yarı Türkiye'de gibisin! Biraz farklı bir Türkçe konuşup, pazardan bildiğin gibi alışveriş edip, Migros'tan ezine peynirini ve Pınar tereyağını ya da salçanı filan alabilirsin..


Ne var ki, burası Türkiye, hele deİstanbul hiç değil işte !! Neyi bulursan-bul, kokusundan başlayarak, havasına, insanına burası Tür-ki-ye de-ğiiiiil ! Biz sahile yakın bir yerde oturuyoruz ve petrol yeşili denize yakınız..yazın bir koku geliyor ki, insan pencere açıkken içerde kibrit çaksak patlarmıyız diye düşünmeden edemiyor!!

Bir tarafta maddi zorluklar ceken, ortalama maaslari 100 dolar olabir halk..diğer taraftan petrolden yeni zengin küçük bir kitleye ve onlara özenenlere hizmet eden, koca koca Emperio Armani, Gucci, Furla, Hugo Boss mağazaları! Bir de tabii petrol avcısı, kırmızı burunlu, heryere publarını taşıyan iskoç, ingiliz expatlar... ve onlara göre etrafa serpiştirilmiş japon-çin-hint-italyan lokantaları ile saçma pahalı marketler!

Aslında Bakü'lüleri izlemenin güzel bir yolu bir pazar günü sahildeki parklarda dolaşmak.. özene-bezene giyinerek - ama gerçekten ozenerek- danteller, sivri topuklu ayakkabılar, simli-lameli-fırfırlı ceketlerle, bir yandan da kıyafeti feci tamamlayan ayçekirdeklerini çıtlata-çıtlata gezinen kitleyi gormek.. farkli bir duygu tabii.



Kiyaslamak gerekirse Türk'lerden daha medeni yanları var. Örneğin sanat-müzik-resim aşkları..küçücük şehirde bir sürü opera-bale-tiyatro salonu,atölyeler var..ayrıca kadınlar çok daha hayatın içinde ve çalışıyorlar. Aslında çok şanslılar çünkü hem Türk hem de rus kültüründen faydalanabiliyorlar. Ve rusça gibi acayip zor bir dili doğuştan öğrenebiliyorlar. Dolayısı ile hem türk hem rus TV'si, sanatçıları, vs takip ediyorlar.


Orta ve ortanın altındakiler tabii "sovyet vaktını" özlüyorlar. Eskiden devletten arabaları bile oluyormuş..minik bir serçe bile olsa, araba arabadır! Hayat daha kolaymış ve biraz da fazla çalışmadan, azı karar bir hayatları varmış..şimdi zenginler ve olamayanlar şeklinde bir ayrım var tabii.

Tabii buradaki en matrak anlar, Azerice'nin azizlikleri ! Birkaç örnek vermeden olmaz..

-Sümük :-kemik..yani kasaba gidip, bana sümüklü et ver" diyebilirsin! Ya da "azeri kadınları çok sümüklü!!!"

- Başadüşmek: anlamak, bunu bir de uzatarak söylemelisiniz: "başa düştüüüü?", azericede soru eki olan "mi-mı" yok, onun yerine sonunu uzatıp, bir de lazlar gibi sonuna "daaaa" eklerseniz, epey azeriymiş gibi davranabilirsiniz!


- Yahşi: bu zaten çok meşhur bir laf ! iyi-güzel anlamında. "Niceseeen?" " Yahşiyeeem" şeklinde de kullanablirsiniz.


- Kıç : bacak..."kıçım ağrıyor" derlerse şaşırmayın hemen!

-Düşmek: inmek.."şöför bey, ben şurda düşeyim" diyebilirsiniz taksiciye


-Üz-be-üz: karşı-karşıya..


-Azmak : kaybolmak ! Yani biri istanbula gelip de "ben buralarada azdım" derse şaşırmayın, zavallı sadece kaybolmuş aslında!

-Tıpbacısı: Hemşire

-(Gülay'dan taze bilgi:) Ev kuşu : kümes hayvanı
-Tapmak: bulmak..."tapamıyoruuum daaa"
.......................................

Baku`nun sehir merkezinden bir resim...Deniz kenarinda olmasi biraz memleketi hatirlatiyor ancak ruzgari ile Baku`de oldugunuzu hatirliyorsunuz. Baku ruzgarlar sehri demekmis zaten.





Aslında bakılsa çok güzel binaları, doğası var ama..bakan yok - tu ancak son 2 yilda inanilmaz bir degisim oldu ve tum sehirde bir temizlik-restorasyon isine girisildi. Tek tek binalarin uzerleri kazinarak temizleniyor, balkonlar orjinaline uygun yenileniyor, eski sovyet vaktinde yapilan duz binalara bile sari orjinal taslardan kaplama yapiliyor. Gerci bu is bazilari tarafindan cok elestriliyor, bu kadar parayi insanlarin maaslarina, egitime, sagliga yatirilsa diye ama goruntu olarak sehir tam bir degisim yasiyor.

Bakü'ye baharda gelirseniz daha bir içiniz açılır, çiçeklere düşkünler..kışın çok gri ve tozlu bir şehir..bunda tabii yeni yapilmakta olan binlerce binanin santiye tozu ekleniyor ve durum ruzgarli gunlerde cok daha fena oluyor. Buarada gecen 2 yilda Gence, Quba, Lenkeran, Samahi`yi da gordum ev anladim ki Baku Azerbaycanin en kurak ve tozlu sehri. Baku`den uzaklastikca yesi artiyor, ormanlar, daglar, meyve-sebze bahceleri basliyor. Daglari ozellikle cok guzel. Soldan saga Gence, Hacikent daglari, Goygol yakinlari, asagida ise Lerik ve Masalli`dan kareler var.








Son olarak, İstanbul'u, aile ve arkadaşlarımızı cidden çok özlüyoruz. Herkese kendi memleketi daha guzel gorunur mutlaka ve ben dunyanin neresine gitsem Turkiye`yi ve ozellikle de Istanbul`u cok ozleyecegim eminim. Tum karmasikligina, trafigine ve bozulmusluguna ragmen ozluyorum Istanbul`u. Icinde o kadar cok sey barindiriyor ki ondan vazgecmek imkansiz ! Sadece son yillarda Turkiye`de yasananlar beni cok uzuyor ve uzakta yasayan pek cok insan gibi disardan bakinca ben de `canim memleket ne hale geliyor` diyorum. Sadece bakmayip birseyler yapmak lazim biliyorum ama henuz bir yontem bulamadim -politikadan nefret ediyorum.


Burada gecen 2 yildan fazla zamanda ise bu degisik tecrubeden hiz pisman degilim, bize cok sey kattigina inaniyorum..Yine de....evimi ozledim!