Gevezelik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gevezelik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazar, Şubat 27, 2011

Pınar Hanım'In Lor peyniri

Bayılıyorum bu peynire ! Eskiden hic lor yeme alışkanlığım yoktu. Şimdi pazar sabahları, nane-kekik-kırmızıbiber-zeytinle; haftarası da ofise taşıdığım küçük bir kap-yanına bir dilim ekmekle...

Geçen pazar organik kayısı reçeli ile denedim, hayatım da bu kadar kolay bir cheescake yapmamıştım!!! Bir dilim ekmek, lor ve reçel ile :)


Pınar Hanım yaktın beni ! Gerçi diyetisyen bir arkadaşım çok sağlıklı, protein açısından zengin ve uygun kalorili buluyor. Kendisi de kaymak niyetine yiyormuş :) Salataya katınca da harika oluyor.

Mucize gibi birsey yani..Yine canim cekti - mutfak !

Çarşamba, Ekim 29, 2008

Bugunleri de görür müyüz acaba??


Penguen`den super bir kapak daha !!
Kapağın üzerinde T.C.Google Arama Motoru Genel Müdürlüğü Arama Formu yazıyor. Daha sonraki maddelerde yazanlar ise şöyle:
1. Aramak istediğiniz sözcüğü yukarıdaki kutuya okunaklı olarak yazınız.
2. Bu sözcüğü bulmanız halinde ne amaçla kullanacağınızı ayrıntılı bir şekilde anlatınız.
3. Daha önce bu sözcüğü aradınız mı ya da ailenizde arayan var mı, belirtiniz.
Ad-Soyad :
T.C Kimlik No :
Adres :

Cuma, Ekim 17, 2008

Ne hayal ediyorum?

Kaz Daglari, Manici Kasri (http://www.manicikasri.com/)



Esim bazen sorar, gelecekle ilgili hayalimiz planimiz nedir??


Ben fazlasiyla bugunle mesgul oldugumdan bu sorudan kacarim ! Fazla gercekciyim sanirim hayal kurarken bile kendime engeller yaratirim!


Halbuki soyle bir hayalim var ! Bir gun, Asos-Kazdagi civarlarinda bir otelimiz olsun, su butik otel dediklerinden, kucuk ama bizim olsun. Hersey ozel olsun, kahvalti, peynirler, ekmekler, otlar, baharatlar, saraplar....hepsini orada kendimiz yapalim, her ogun bir ziyafet ama gurme bir ziyafet olsun. Odalarin hepsi ozel ve baska baska olsun...


Biz orada yemek dersleri verelim (bir sefle tabii), ayrica sarap, zeytinyag, vs vs konularda da seminerler yapalim. Yaz-kis acik olsun, hep orada yasayalim ama Istanbul`a da bir feribot mesafesinde olalim...olalim ki oglanlar arkadaslarini filan alip haftasonlari bize gelsin.


Gercekci Ceylan hemen devereye giriyor: ama zaten boyle oteller var, bunu coktan yaptilar, otel dedigin kolay mi oyle, yaz-kis acik olacak, bayram-seyran-haftasonu calisacaksin, Istanbul`dan arkadaslarindan kopacakasin, hem cocuklar ne olacak???????
Sonra memleketin dunyanin haline bak, ekonomiler, ulkeler batiyor, teror ulkeyi bolucem diye ugrasiyor, bir suru kotu insan biraraya gelmis bu guzel vatan nasil batirilir diye ugrasiyor....OOOOO sen de ne diyorsun?


Otur kizim Ceylan, isine devam et, hayalleri bir kenara birak, 2009 butcesini hazirlamaya bak !! Hadiiii gec kaliyorsunnnnn!!

Cuma, Eylül 26, 2008

Acaba geri gelmenin bir yolu var mı??




Aradan kac ay geçti ve pek çok komşum benden ümidi kesti bile !

Ben de aslında ümidim kesmiş gibiydim ama hep içimden bir gün yazarım belki diye bekliyordum. Hic olmazsa 1-2 satir hayattamıyım değil miyim onu haber vereyim, sonra artik daha kisa kisa yazmaya başlayayım diyorum... olmaz mi??



Bahar geçti yaz geçti neredeyse kış geldi ! Yani en azından bugünkü fırtına insana böyle hissettiriyor !


Mert 4 yaşında, Yigit de 15 aylık oldu bile ! Yaz ailesi olarak 2 oglanin, benim ve esimin dogumgünlerini yazın kutladık, kutlamalarin vazgeçilmezi olan kavun kafalar, Mert'in siparişi olan pastası bize eşlik etti...


Ama hepsi bu !!! Yani ben aylardır mutfaga herhalde 10 kere filan girebildim. Calışma hayatı ve 2 çocuktan geriye çok az bir vakit kalıyor ve onu da dinlenerek, son 1 aydir sabahlari yürüyerek geçiriyordum. Hem çalışıp hem 2 çocuk (üstelik de uykusuz cinsinden!!) sahibi olup hem de hobilerine devam edebilenlerin ellerinden öpmek lazım !
Aklimdaki plan artık kısa kısa yazmak, haber vermek, notlari aktarmak, resimleri, gezileri paylaşmak.
Başka türlü geri gelemeyecegim, halbuki ben blogumu, komşularımı, yazışmaları, paylaşmayı seviyorum!
Deneyelim bakalım başarabilecek miyim?

Cumartesi, Şubat 23, 2008

Bloguma Kırmızı Kartlar !!


"Olmuyooor olmuyooor...böyle olmuyoooor!!"

Blog yazılarıma 3 adet (yazdan kalan!) kırmızı biber kartı gösterildi !!

Birincisi ve hayatımdaki en büyük değişiklik çalışmaya başlamış olmam. Azerbaycan'a yeni gelmişiz gibi hissediyorum. İnsan çalışınca bulunduğu ülkeyi daha detaylı, daha bir başka tanıma imkanı buluyor...ancak vakit fukarası da oluyor. İşim beklediğimden daha yoğun ve yorucu çıktı.

İkincisi minik oğlum 8 aylık ve hiç uyumuyor, uyanıkken de zaten az gördüğümden sürekli oyun-kucak istiyor. Bazen gerçekten de sadece sabah 30 dakika, akşam 15 dakika kadarcık görüyorum. Korkunç bir durum!

Üçüncüsü büyük oğlum da daha hala bir bebek gibi, 3.5 yaşında ve çalışma meselesine henüz alışamadı. Geceleri o da sağolsun uyanıyor, yanına çağırıyor...Geceleri zaten evin içinde inanılmaz bir trafik var, Allahtan alt katta komşu yok, çok acırdım haline !!

Tüm bunlar yetmezmiş gibi, kışın gelmesi ile 2 çocuklu evdeki hastalık döngüsüne girdik, sırayla bi-küçük, bi-büyük ve sonra ben, eşim, bakıcı ablaları...mikrop dönüp duruyor evde !

İlk defa bugün şuanda belki sadece bir 10dakikalık mola verdi herkes -sanırım- ve benim de yazmaya gücüm varken size haber edeyim dedim.

Ancak azimliyim, bu yaşam tarzına da alışacağım ve çok yakında yeniden mutfağıma, tariflerime, ve bloguma, blog dostlarımın bloglarına döneceğim..Çok özledim yazışmayı, tarifleri, denemeleri, haberlerinizi, yorumlarınızı, gerçekten ! Çok sevgili yemek kitaplarım bana raflardan acıklı acıklı bakıyorlar, ne zaman yine bizi karıştıracaksın der gibi !

Ayrıca size anlatacak çok hikayem birikti. Özellikle Azeriler ve Bakü hakkında anlatmak istediklerim var. Sabah ve akşam yolda giderken radyo dinliyorum, çok ilginç şeyler öğreniyorum. Bir de 2 çocukla çalışmak yeniden çalışmak nasıl bir duygu onu da anlatmak istiyorum çünkü biliyorum ki, çocuklarına belli bir süre baktıktan sonra işe dönmek isteyenler var aranızda.

Lakin birisi bana günde 4-5saat uyku ile zımba gibi olmayı öğretmeli. Ben parça parça uyumaya alıştım ama yine de toplamı 7 saat etmezse ruh gibi oluyorum.

Özetle moralman fena değilim, işleyen demir parıldar durumları da var ama hiç vaktim kalmadı artık ve günler nasıl geçiyor hiç anlamıyorum!!

Ama şimdi...şimdi Yiğit ağlıyor yine ve beni çağırıyor..bu sesi bilen bilir..!

Perşembe, Kasım 01, 2007

SANAL DÜNYA VE YEMEK.NAME

Devletşah'ın ne kadar yetenekli olduğunu hepimiz blogundan biliyor ve zevkle takip ediyorduk. Ancak bu sanal yemek dergisi bu yeteneği hangi boyutlara kadar taşıyabileceğinin çok güzel bir örneği oldu.


"Yeni bir şeyler söylemek lazım" sloganına çok yakışan bu adımlarda insan hep "bakalım bundan sonra nelerle tanıştıracak bizi" diye bekliyor !


Bugünlerde Facebook gibi platformlar bolca tartışılıyor ve bunlar sayesinde vaktimizin önemli bir kısmını bilgisayar karşısında geçiriyoruz. Bizim gibi blog canavarı bir grup da hergün kapı kapı gezip komşuları neler yapmış diye bakınıyor, yorumlar yapıyor, bilgi ve birikimlerini paylaşıyor. Kendi bloglarını yenilerken, yemekler yapıyor, fotoğraflar çekiyor, bunları bilgisayara aktarıyor, içlerinden en güzelini özenle seçiyor. Kimimiz bunu benim gibi çocuklar yatıp etraf sakinledikten sonra gece yarılarında yapıyor. Kiminiz hem iş hayatı hem de tüm bunları birarada yapıyor- muhtemelen yine gece yarılarında.


Kısacası sanal dünya artık hayatımızın tam içinde-ortasında-başında-sonunda heryerde !


Hal böyle olunca, sanal bir yemek dergisi bu kitle için çok anlamlı ve zevkli bir yenilik oluyor! Üstelik Devletşah bunu "sanal dünyaya" yakışan bir şekilde, Forum.Name ile "interaktif" bir ortama da taşıyor. Dergideki konular hakkında okuyucular kendi aralarında canlı canlı fikir paylaşımlarında bulunuyor.
Derginin indirilme sayısı, yani gerçek dünyadaki tiraj, "sanal dünya"nın bundan ne kadar zevk aldığını da gösteriyor!

Benim köşem (söylemesi bile güzel geliyor!) "Annecim bugün bana ne pişirdin?". Sadece miniklerimiz için değil hamile ve lohusa anneleri de kapsayan yazılar hazırlıyorum. Bir üç yaşında, bir de 5 aylık bebeği olan biri için bu konular zaten hayatının en önemli parçası! Bir de benim doymak bilmez kitap ve araştırma merakımla elimde ne kadar çok malzeme olduğunun aslında ben bile farkında değildim.


Ben çok büyük bir mutlulukla yazıyorum, umarım size de keyifle okuyorsunuzdur! Köşemle ilgili soru ve önerilerinizi de bekliyorum. Burada ya da Forum.Name'de buluşmak üzere!


Eğer hala indirmediyseniz, işte Kasım sayısı. Bilgisayarınız bu sanal alemin nimetini indirirken, siz de bir fincan çayınızı ya da kahvenizi hazırlayın. Sonra oturun ve çayınızı/kahvenizi yudumlarken keyifle sayfaları çevirin!


Yemek dergisi Yemek.Name'yi indirmek için tıklayın

Pazar, Ekim 28, 2007

YAĞMUR, SİMİT, ÇAY !



Yaz sonrası, hatta bazen de yaz boyunca yağmurlu ve kapalı bir havanın özlemini duyarım! Hava güneşli olduğunda evet mutlu olurum ama evde oturursam da kendimi bir garip hissederim, mutlaka çıkmak isterim!
Halbuki hava kapalı olduğunda evde oturmanızda bir sakınca yoktur ! Dışarı çıkmamanız için çok geçerli bir sebebiniz vardır! Ve böyle havalarda en güzel şey güzel bir çay demleyip (ya da nefis bir kahve yapıp), yanına da şöyle atıştırmalık bişeyler hazırlamak, evi mis gibi kurabiye-kek-simit kokusu ile doldurmaktır! Sonra da alıp bunları camın yanında yağmuru izleyerek yemektir!
Çalışırken de okurken de, yağmurlu günlerde hep "şimdi evde olsaydık, battaniyenin altına girip, çay ve kurabiye eşliğinde televizyondaki eski Türk filmlerini izleseydik" diye hayaller kurardım! En çok da karlı günlerde bunu isterdim! Ah keşke lapa lapa kar yağsa da yapsak bu hayali !
Resimdeki kandil simitleri tam buğday unu ile yapıldı, nispeten sağlıklılar diyebilirim! Ben artık hergün una bulanmazsam kendimi eksik hissediyorum!

Bu yüzden de bu seferlik nispeten sağlıklı bir hamurişi olsundedim! Çok sevdiğim kitabım "Beyaz Unsuz Şekersiz Hamur İşleri" (Arzu Aygen-Ülfet Aygen) hemen imdadıma koştu!

Malzemeler:

  • 1 çay bardağı susam
  • 3.5 su bardağı tam buğday unu (benim unumla 3 bardak yetti)
  • 1 çay bardağı yoğurt
  • 6 yemek kaşığı ya da 150g oda sıcaklığında eritilmiş tereyağ
  • 1 çay bardağı zeytinyağ
  • 1 yumurta (akı sarısı ayrılmı)
  • 1 tatlı kaşığı bal (ben pekmez koydum o da güzel oldu)
  • 1 çay kaşığı karbonat
  • 1 çay kaşığı mahlep
  • 1 tatlı kaşığı deniz tuzu

Yapılışı:

  1. Fırınınızı 180 (turbo 160) derecede ısıtın, fırın tepsisini yağlayın ya da yağlı kağıt serin. Susamı geniş bir tabağa alın.
  2. Unu geniş bir kaba eleyip ortasını havuz gibi açın. Eleğin üzerindeki kepeği de içine katın.
  3. Yoğurt, tereyağ, zeytinyağ, yumurta akı, bal, karbonat, mahlep ve tuzu ortasına koyup güzelce yoğurun
  4. Kabın kenarlarında ayrılmaya başlayınca, elinize yapışmadan toplar yapabildiğiniz zaman, ceviz büyüklüğünde 20 parça koparın.
  5. Kopardığınız hamur parçalarını elleriniz arasına yuvarlayarak uzatın ve iki ucunu birleştirip halka haline getirin. Ben dayanamam hamurla hemen oynarım ve bir sürü değişik şekil yaparım! Örneğin 3 küçük uzun parçadan saç örgüsü yapıp uçlarını birleştiririm ya da düğüm (kalp) gibi yaparım (pretzel krakerleri gibi). Mert için de minik simitler yaptım, o da bayıldı bu işe!
  6. Halkaları önce yumurta sarısına sonra da susama batırın. Ben bazılarına sadece çörek otu, bazılarına da hem susam hem çörek otu serptim.
  7. Birbirine değmeyecek şekilde fırın tepsisine dizin.
  8. Sıcak fırının orta rafında 20-30 dakika pişirin. Susamların üzerin pembeleşmiş olmalı. Hemen fırından çıkarın, alttan da hava alabileceği şekilde tel ızgara üzerinde ısıtın.

Kitaptaki notta mahlebin İdris ağacı ve kokulu kiraz ağacı da denilen mahlep ağacı meyvesinin çekirdeklerinin öğütülmesinden elde edildiği yazıyor. Kandil simidinin nefis kokusunun da müsebbibi olarak tanınırmış! Daha fazla bilgi burada.

Bu kitabı gerçekten çok seviyorum, daha önce de bir havuçlu kek tarifi vermiştim, o da nefis ve çok sağlıklı olmuştu. Tariflerde sadece tam buğday unu var ve beyaz una göre daha sağlıklı olduğu için bu da benim içime biraz olsun su serpiyor !

Yapanlara afiyet olsun.

Salı, Ekim 16, 2007

Bayramın ardından..

EN SÜRPRİZLİ VE EN TATLI BAYRAM


Arife günü sabah saat 7:30 civarları, bababu (babaannenin ailedeki adı) evde kahvaltısını hazırlarken, uzaklardaki oğlu arar. Bakü'den havadisleri verir, bayramda neler yapacaklarını konuşurlar ve bayramda ayrı kalacak olmanın hüznü sesine yansır. İkisi de biraz buruk telefonu kapatırlar.

Bababu kahvaltısına geri döner, aklında uzaktaki evlatları, torunları ve bolca"keşke"ler vardır...

Saat 8:00 civarı kapı çalar, gözden bakmak ister bababu ama biri eliyle kapamıştır. "Allah allah sabahın bu saatinde ve arife günü şeker istemek için biraz erken değil mi?" diye düşünür bababu. "Kim o ?" der, bir çocuk sesi "Biziiiiz" der ama bababu hala kim olduğunu göremez ve artık kızmaya başlar! "Elini çekmezsen açmam kapıyı!"

Elini çeker veeeeeeeeee...

Karşısında 2 torun, 2 evlat gülümseyerek ona "Sürpriiiiz" derler (bebek torun sadece sırıtır)!
Bababu şaşkın-mutlu-heyecanlı bir "Hiiiiii" der ve çığlık-kıyamet-gözyaşı ile sarılınır!




İşte bu sahne bir şeker reklamından değil, bizim bayram kaçamağımızdan alındı!! Bu defa kimseye haber vermedik ve tüm aileye önceden hazırlanıp-çalışıp sürpriz yaptık! Her seferinde saklana saklana apartmanlara girip, teknolojik aletlerden kaçarak (örneğin görüntülü zil sistemleri sürprizlere zarar aletlermiş!) kapıyı açanın nefis bir "hiiiiii" çekip donup kalmasını, gözlerinin yerlerinden çıkarcasına açmasını görmek ne kadar eğlenceliymiş meğer!


Unutulmaz bir bayram oldu bu sefer! Tüm uzaktakilere darısı başınıza diyoruz!


Nice mutlu, şeker tadında bayramlar!

Pazartesi, Eylül 17, 2007

Bir nevi relansman : 1 YAŞINDA YENİLİK



Blog olayına gireli 1 yıl oldu artık! İlk defa bu işe giriştiğimde Bakü'deki ilk yazımızdı ve ilk kez çalışmıyor olmanın verdiği garip bir boşluk vardı! 'Acaba yapabilir miyim, yapanlar nasıl yapıyor ki' şeklinde düşünüp, bir sürü blog gezmeye ve pek çok blogcu gibi internette konuyla ilgili okumaya ve araştırmaya başladım. Bir sürü anlamadığım terminoloji (ki hala bir sürüsünü anlamıyorum) ve bilgilerin içinde, olabilecek en temel ve basit formatı seçip başladım..



Başlamamla beraber aslında bu işin bana ne kadar uyduğunu keşfettim çünkü ben tam bir bilgisayar hastasıyım sanırım! Bütün gün bilgisayarım açıktır ve işten kalma bir alışkanlıkla sürekli mail kontrol ederim...yine çalışırken en sevdiğim şeylerden biri de sunum hazırlamaktı! Fotoğraf çekmek ise aileden gelme bir başka merak.



Yemek ise gerçekten kişiliğimle bütünleşmiş, çook sevdiğim bir uğraşımdır...Lisedeyken okula götürdüğüm sandviçlere o kadar özenirdim ki her sabah bir seremoni şeklinde hazırlardım! Ama ondan ziyade, yapılışını anlatmaya bayılırdım!! Yine lisede, sınavlara hazırlanırken filan sıkıldıkça evdeki yemek kitaplarını roman okur gibi okurdum gecenin körlerinde! Hala en sevdiğim kısım okumaktır ve bu yüzden ciddi bir yemek kitapları koleksiyonum oldu.


Derken üniversitede okulun radyosunda "Mutfak" adlı bir program yaptım!! Ne komiktir ki dinleyici kitlem yurtlardaki anne yemeği hasreti çeken, asla verdiğim tarifleri yakın zamanda yapamayacak bir öğrenci grubuydu!!! Bu durumda sanırım ben sadece kendimi mutlu ediyordum.


Bir gün Mutfak dergisi ilk çıktığında, üniversitedeki arkadaşlarla Bodrum'a gidiyorduk ve ben o kadar heyecanlanmıştım ki bütün yol boyu uyumadan dergiyi okuyup okuyup, hiç de ilgilenmeyen arkadaşlarımı " ay inanamıyorum bunun da tarifini vermişler, ay ay nasıl güzel resimler" diye baymıştım!



Neyse nihayet çalışma hayatındaki bir görevim yemek camiasına biraz daha yakınlaştırdı beni ama yine de bir hobi olarak kaldı. Evlilik ile de bolca pratik yaptım çünkü misafir ağırlamayı hep çok sevdim, hep bahaneler yarattım: doğumgünleri yılbaşları, bayramlar, vedalar, hoşgeldinler hep bizde kutlansın istedim!



Çok uzattım, neticede diyeceğim o ki bu blog olayı pek çok diğer yemek blogcu gibi, bana da, pek çoğumuzun ortak zevkini paylaşmak, anlatmak, daha fazlasını öğrenmek için vesile oldu! Bakü'deki ilk yılımda, bana ilaç gibi geldi, en büyük meşgalem oldu! Artık yemek davetlerinin başka bir anlamı daha vardı-var, bloglar ve fotoğrafçılık konusunda da öğrenecek çoook şey vardı-var!



Bir de tabii en önemlisi hala inanamadığım blogcu dayanışması var. Sanal dünyada edindiğim arkadaşlarımla gerçekten farklı bir dünyamız var - yeni ve hep değişen, gelişen bir dünya. Birbirimizi hiç görmeden paylaştığımız onca şey gerçekten hala bana çok ilginç geliyor.


Bir örnek de, bana pek çok konuda yardımcı olan Devletşah'la, bu sayede tanışıp, üstelik onun dergisinde, Yemekname'de yazmaya başlamam oldu! Düşünsenize biz Devletşah'la birbirimizi hiç görmedik daha, ben Bakü'de, o İstanbul'da, yazışıp duruyoruz!!!







Birinci yılı devirirken, yeni bir yüzü olsun blogumun istedim. Bu konuda da yine hiç görmeden blogundan çizimlerine bayıldığım Bengi'den yardım istedim ve sağolsun onca yoğunluğuna rağmen büyük bir sabırla, süratle ve titizlikle bana yardımcı oldu ! Ben yaptığı çalışmayı çok beğendim umarım siz de beğenirsiniz.




İnşallah gelecek yıllarda işin teknolojisini de biraz daha öğrenebilir, sizlere daha hoş yenilikler sunabilirim! O zamana kadar tarifler ve diğer gevezeliklerimle idare edersiniz umarım!


Birinci yılın muhasebesi budur...


Destek olan ve mesaj yazan, yazmayıp da okuyan herkese çooook teşekkür ederim..Ben gerçekten blogculuğu, blogcu arkadaşlarımı ve hergün yeniden bir sürü şey keşfedip öğrenmeyi çok sevdim..umarım siz de okumaktan keyif alırsınız!

Salı, Nisan 10, 2007

Eyvah yine sobelendik!! 3x3 OYUNU



Bu yeni oyun diğerinden de zor ! Üstelik sadece 3 gün veriliyor! Yani ev hanımı olduk aman şöyle ayağımızı uzatalım, gevreyelim, zaten hamileliğimizin son ayları, şiştik-balon olduk yine, ilk kez çalışmıyor olmanın keyfini çıkaralım...nerdeee?? Blog dünyasının da kendine has sorumlulukları var di mi ama!

Şaka bir yana ben bu blogu yapalı beri kendimi gerçekten çok iyi hissediyorum ! Çok sevdiğim yemek yapma ve bilgisayarda oynama ve fotoğraf çekme işlemlerini biraraya getirmesi birinci sebebi. Ancak başka bir sebep de Türkiye'den uzakta ama yepyeni Türk arkadaşlarla birlikte yaşıyor gibiyim! Gelen her mesaj-yorum ayrı bir sevinç kaynağı oluyor, diğer blogları gezmek ise sanki gerçekten yakın bir arkadaşımı ziyaret etmek gibi bir ihtiyaç!

Ayrıca (eski!) bir pazarlama uzmanı olarak da bu yeni mecranın ne kadar muazzam bir gücü olduğunu görüp hala şaşıyorum ! İnsanların böylesine içten paylaşımları, dünyanın her köşesindeki okuyucuları ile yapması, okuyucuların yazarlarına verdiği destek..ve yazılanların herkes üzerindeki etkisi...Artık kitlelere ulaşmanın çok daha etkili ve farkı bir yolu var, pazarlamacıların ve reklamcıların da bakış açılarının tamamen değişmesi gerekiyor..

Neticede dünya çok değişiyor ve bu değişimin bir parçası olmak da çok zevkli !

Oyuna geleceğim söz!

Öncelikle oyunun ismine yakışır bir şekilde, aynı anda 3 kişiden (Selda, Aslı ve Safran) davet aldım, çok teşekkür ederim ! Oyunun özü, aşağıdaki sorulara cevap vererek kendini biraz daha anlatmak. Sonunda da oyuna davet için 3 yemek tarifi seçip 3 kişiye ithaf ediyorsun.


Önce sorulara cevaplar..

1.1. Daha once yasadiginiz 3 sehir?
İstanbul ve Bakü ! Bakü'ye de taaa 32 yaşımda geldim! Yani 32 yıl boyunca hep aynı şehirde yaşadım! Bu bana hep garip gelirdi zaten ve sonunda kader buna bir çözüm buldu!

1.2.Tatil icin gittiginiz, gordugunuz ve onermek istediginiz 3 yer?
*Çocukluğumdan beri her yaz Marmaris'teki yazlığımıza gideriz. Marmaris tabii ki çok değişti ve eskisi gibi değil ama çevresindeki koylar (Selimiye, Söğüt, vs) hala çok güzeller. Datça da bu yazki keşfimiz oldu ve yukardaki 2 resim de, hayran olarak kaldığımız Mehmet Ali Ağa Konağının bahçesinden..
*Tekne ile Göcek koylarını gezmek dünyanın en güzel tatili gibi gelir bana.
*Yurtdışında ise uzakdoğu'da Tayland'ın adaları bir daha gitmek istediğim, büyüleyici mekanlar. İtalya'nın Tuscany vadisi de hala rüyalarıma giriyor..oradaki çiftlik evlerinde yediğim yemek ve içtiğimiz şaraplar...ooof of ! Size bir rüya otelin linkini koyayım, belki yolunuz bir gün en azından bizim gibi şarap tatmak için düşer.. Dievole

1.3. Yasamak istediginiz (görmediginiz de olur) 3 sehir?
*İstanbul ! Her türlü zorluğuna rağmen, özellikle uzağında kalınca ne kadar muazzam bir şehir olduğunu bir kez daha takdir ediyorum! İstanbul'u yaşamayı çook seviyorum!
*Londra ! Evet gri ve yağmurlu ama o da çok zengin, çeşitli ve aslında renkli bir şehir bence.
*Roma ! Dünyaya bir daha Roma'da bir Türk olarak gelip, bir ayağımda hep İstanbul'da olsun isterdim :))

2.1. Su anda ki mesleginiz nedir?
Şuanda expat eşi ev hanımıyım ! 1 yıl öncesine kadar Pazarlama Uzmanı olarak 10 yıldır çalışıyordum. Nestle ve Coca-Cola'da ürün yönetimi ve kategori yönetimi (biraz daha satışa yakın bir görev) yapıyordum. Mesleğimi çok çok seviyorum. Bu şark hizmeti bitendeee (azeriler gibi söyleyelim!) bakalım neler olacak!

2.2. Dunyaya yeniden gelseydiniz, hangi meslegi yapmak isterdiniz?
Öncelikle üniversiten menzun olunca bir aşçılık okuluna gider, dünyanın her kıtasında stajlar yapardım. Sonra da uluslarası bir aşçı olmak isterdim. Sonunda da bir de güzel bir yemek okulu açardım!

2.3. "Kesinlikle ben yapamazdim" dediginiz meslek nedir?
Muhasebe, bankacılık

3.1. Yasam felsefenizi olusturan sozlerden biri?
Her işte bir hayır vardır !

3.2. Bir kitapdan alinma, cok sevdiginiz bir cumle veya paragraf veya bolum?

Çok sevdiğim kitabım İnsanın 8 yeteneği, Gurmukh yanımda değil, bakıp da yazamıyorum ama kitabın tümünü 2 kere filan okudum, tavsiye ederim!!

3.3. Cok sevdiginiz bir siirin bir parcası
Yine Cemal Süreyya kitabım da İstanbul'da! Gidince bu yazıma mutlaka eklerim..


Gelelim benden sonraki ebelere sobelere ! :
Blogumda en çok ilgi görenlerden Havuçlu Kek'imi, Pelin, Defne ve Daima Mutfak'a,








Davet sofralarımın vazgeçilmez assolisti Hünkar Beğendi tarifimi
Pembeli, Yeşim'e ve Ayşem' e (Peçete'den Notlara);





Bir Azeri-Batı sentez, olan Levengi Tavuk tarifimi de Evcil Kedi, Hayat ve Devletşah'a...



İthaf ediyorum !


Kolay gelsin bayanlar, zor bir görev vallahi!

Cumartesi, Mart 31, 2007

Eyvah Sobelendim! ELİMİN ALTINDAKİ HARİKALAR

ALDIM, KULLANDIM, MEMNUNUM..

Blog camiasının sevilen oyunu, anlat bakalım şu "aldım, kullandım, memnunum" dediğin hayatını kolaylaştıran, renklendiren 'şeyleri' " oyununa beni de Nükhet sobeleyerek davet etti.

Pek çok blog bu işe çoktan el attı ve ilginç bir şekilde bloglar arası ortak bir sürü şey de çıktı. Dünyanın dört bir yanından, hanımlar bir şekilde, "aklın yolu birdir" sözünü doğruladılar tabii!

Öncesinde kendi mutfak maceramdan bahsetmek istiyorum biraz!

Yemek yapmaktan ziyade yemek kitapları okuyarak başladım ben! Ders çalışırken sıkıldığımda (ki bu çok olurdu tabii!), annemin yemek ansiklopedilerini okurdum! Derken üniversite yıllarında, yazın annem yazlığa gitmeye başlayınca yemek işleri bana kaldı. Lise sonun yazında ehliyet kursuna giderken, Levent çarşıdan alışveriş yapardım. Gönül Candaşın yemek kitabındaki tarifleri, dersteki hocalarla konuşurduk, tavsiyeler alırdım! Babam da yaptığım yemekler hakkında ilk eleştrilerini zevkle verirdi! Derken artık her yaz bizim evde arkadaşlarıma minik ziyafetler verir oldum.

Buarada da üniversitenin radyosunda "Mutfak" adında bir program yapardım. Bir üniversite radyosu için çok absürddü aslında ! Yani yatakhanedeki gariban arkadaşlar, zaten annelerinin yemeklerini özlerken, benim ballandıra ballandıra anlattığım yemek tariflerini, içlerinden epeyce saydırarak dinliyorlardı herhalde!!

Daha sonra iş hayatına girince de şansıma Nestle'de bulunduğum görevlerden birinde Türkiye'nin yeme-içme alışkanlıkları üzerine ev-ev gezdim. Bir de yöresel yemek yarışmasının jürisi olarak tüm Türkiye'yi 2 kere gezince.... İyice yemek konusunda hasta bir tip oldum! Ancak iş hayatım çok yoğundu ve çok da severek çalışıyordum, bu yüzden bu konu hep bir hobi olarak devam etti. Şimdi çalışmıyorum ama Mert ve hamilelik beni yeterince yoruyor doğrusu. Gelecek neler gösterecek bakalım!

Gelelim benim vazgeçilmezlerime...

Önce kitaplardan başlayalım. Yazdığım gibi yemek kitaplarını neredeyse roman tadında okumayı sevdiğim için ciddi bir kitap koleksiyonum oldu. Bakü'ye hepsini getiremedim. İşte buradayken en çok kullandıklarım:


Pastacılık yeni bir merak bende de.
Çikolatalı Tatlılar ve pastalar kitabını çok kullanırdım ama diğerleri Amazondan ve epeyce yeni sayılır. Üçü de güzel kitapların.


Tabii ki Emel Başdoğan'ın kitabı baş köşede. Ben üst süslemlerinde bloglardaki pek çok arkadaşım kadar iddalı değilim ama Emel'in kek ve iç tariflerini başarıyla uygulayabiliyorum. Diğer kitap da özellikle mini-kek severlere, güzel süsleme fikirleri veriyor. Pasta süslemeleri de daha kolay.

Kek ve diğer unlu tarifler içinse resimdeki kitapların hepsini kullanıyorum. En son aldığım Beyaz Unsuz Şekersiz tarfiler (bu arada üzerindeki Beyaz Mutfak kitabı ile nasıl bir kontrast oldular ama!!) kitabını çok çok beğendim, sağlıklı unlu tarifler arayanlara birebir! En üstteki şu küçük ince kitap ise, özellikle Remzi'de falan bulunan Women's weekly serisinden. Onların pek çok çeşidi var ve genelde çok pratik tarifler içeriyor.

Mutfağımın baş tacı 2 kitapsa Eskimeyen Tatlar ve Bereketli olsundur. Eskimeyen tatları tüm klasik türk yemeklerinde güvenerek kullanıyorum!!! Tarifleri orjinal ve ölçüleri ile başarı neredeyse garantili! Bereketli Olsun çok klasik, çok temel tarifleri olan bir kitap. Neredeyse Mutfak 101 seviyesi ama en çok yenilen türk ev yemekleri (hatta konken böreğine kadar!!!) bu kitapta mevcut.

Ağır misafirlere ya da partilere yandaki 3 kitaptan da faydalanıyorum. Jamie Oliver ilk meşhur olduğundan epeyce meraklısıydım, çok yemek yaptım kitaplarından. Remix serisini yeni aldım, memnunum! Nerede-Nasıl yiyelim özellikle sofra dizaynı konusunda çok iyi.




Sebze ve salata aşığı olarak bu konuda da güzel kitaplarım var. En başta tabii ki Tijen İnaltong'un hemen hemen bütün kitaplarından çok faydalanıyorum. Hatta kitaplarından özet çıkarıp, tariflerin isimlerinden liste yapıp, sırayla denediğim olmuştu bir ara, eşim çok mutluydu bu durumdan! Gökçen Adar'ın tarifleri ve Sebze Yemekleri adlı kitap da misafirler için çok güzel öneriler içeriyor.

Diğerlerine gelince...

Minik rendemi çok seviyorum. Avuçiçi kadar ama boyundan büyük işler yapar o ! Muskatları, karanfilleri rendeler. Hemencecik azıcık bir kaşar rendelemek gerektiğinde, ya da birazcık çikolata ya da limon kabuğu gerektiğinde imdadıma yetişir! Üstelik yıkaması da çok kolay (ben rende yıkamayı hiç sevmem de!!). Nereden aldığımı hatırlamıyorum maalesef (hamileliğime verin artık!)!

Kendi kendine çırpınıp duran mikserim, özellikle kek-pasta yaparkenki kol ağrılarına birebir tabii! Benimki Bosch marka ve 7 yıldır tık demeden çalışıyor maşallah!

Silikon kalıbım çok yeni ! Tupperware'den annemin hediyesi. Havuçlu kek tarifimde yazmıştım, neden daha önce keşfetmemişim diye epey yandım! Hiç yağ sürmeden keki koyup, "plop" diye kek çıkınca minik bir şok geçirdim ben ! Acemi şeflik böyle birşey işte!



Kurabiye kalıplarım Coccolat'dan. Mert ve arkadaşları bu şekillere bayılıyor! Kayınvaldeme Bakü'den sipariş vermiştim, o sağolsun aldı, yengemiz Yanina da Bakü'ye gelirken, bavulunun yarısını benim pastacılık malzemeleri ile doldurup geldi. Gümrükteki Azeriler açsa ne yapardık bilmem, gıda boyaları, şeker hamurları, glikoz, kalıplar...



Biraz çeyiz açar gibi oluyor ama şu ikili servis tabağıma bayılıyorum! Kuzen Pınar'ın ev hediyesidir ve benim en favori sofra kozumdur! İçine özellikle mesela hünkar beğendi ya da et-pilav kombinasyonu o kadar yakışıyor ki.



Bir de yine çeyizlik (!) bir parça, cam servis tabakları. Şekil-şekil, boy-boy, sıra-sıra dizince, sofra pek hoş oluyor ! Ben cama zaten hayranım, bir de böyle sade çeşitleri olunca dayanamayıp alıyorum. Bunları Monev'in indiriminden almıştım. Çok memnunum !



Son olarak da çok klasik ve eski moda birşey ! Bir tarif defteri. Bu defteri İtalya'nın minik bir kasabasında, küçücük bir dükkanda bulmuştum. Çok hoş bir kadın, kurutulmuş çiçekleri pek çok değişik objeye yerleştirmişti. Tablolar, defterler, çerçeveler..Benim defterimin kapağında bu çiçeklerden var. İçinde ise güzel bir fihrist ile çeşitleri ayırabiliyorum. Bakü'ye gelince tüm anne tarifleri buraya işlendi. Ayrıca bloglardaki güzel tarifleri de vakit buldukça yazıyorum. Biraz eski moda ama hala çok güzel bence!


Geçen gün ev bir üretim merkezi gibi oldu. Bir yanda ekmek makinasında cevizli ekmek pişerken, diğer yanda Mert Bey'in yoğurtları mayalanıyordu. Başka bir tarafta, bir dolap kapağına aslımış kesik süt ise lor peyniri olmayı bekliyordu !! Süt-peynir-ekmek derken sıra neye gelecek bakalım diyor eşim! Ben de salça diyorum! Yaza salça yapmayan tembel-tenekedir!

Şimdi ben kimi sobelyeceğim?? Mesela Pasta Kulubesi, Samanyolu Aslı, Peçeten Notlar katılmışlar mıydı bu oyuna acaba? Katılmadılarsa, benden onlara sobe !!

Sevgiler !

Cumartesi, Şubat 24, 2007

Yeni oyuncağımızla denemeler !


Yeni Canon'umuzla beraber biz de fotoğrafçılığı keşfetmeye başladık..Blog sayesinde de daha iyi resimler nasıl çekeriz öğrenmeye çalışıyoruz. Şimdi bu güzel tatlıyı ben yaptım diye size yutturabilirdim ama vicdanım el vermedi :)

Ama tatlı hem görüntü olarak hem de lezzet olarak gerçekten güzeldi ! Elmalı baklava oluyor kendileri ve özetle, incecik bir hamurun içinde, ılık elmalı-fıstıklı bir karışım var, yanında da vanilaylı dondurma...mmmmm..leziz...

Food photography diye bakınca, internette pek çok değişik site çıkıyor. Dün örneğin Michael Ray'in sitesinde nefis resimler bulduk. Hepsinin ortak noktası ışığı çok güzel kullanmaları.

güzel poz veren zeytinler...

Ben türk blogları içinde en başarılı fotoğrafları Ev Cini'nde buluyorum. Çok sade ve çok şık kompozisyonlarda, yakın çekim şık resimleri var..

Bugün Bakü'de hava güzeldi ve biz de fotoğraf makinamızla biraz gezindik ve buranın en şık restoranlarından Sultan's Inn'de yemek yedik. Yandaki Ege salatası da gayet lezzetli bir başlangıçtı. Azeriler kişnişi çok seviyor ve salatalar da kullanıyor..bizse hiç sevmiyoruz ! Allahtan bu salatada yoktu..Ayrıca bize güzel bir poz da vermiş oldu!


Başka bir başlangıç yemeği ise misafirler için de güzel bir fikir..Arasında kıtır-ince-yufka (hamur) olan, fesleğenli-kremalı-sarmısaklı soslu mantar. Tahminimce, tereyağında sarmısağı çevirip, içine mantarları koyup, biraz soteledikten sonra, üzerine krema konulmuş ve bolca fesleğen, karabiber ve tuzla tatlandırılmış..yufakalar da ayrıca ikiye katlanıp yağda ya da fırında kızartılmış..ikisi birleşince böyle nefis bir görünüm olmuş..


Fotoğraf denemelerimizde, biraz da tabii Bakü'nün meşhur İçeri Şehir'inde dolandık. Orada malzeme çok tabii ama biz henüz çömez olduğumuzdan ve de karnımız da acıktığından fazla dolanamadık!
Bu yandaki resimde meşhur Kız Kalesini, Sultan's Inn'in terasındaki bir lambanın arkasından görüyorsunuz!

Ayrıca İçeri Şehir'de tabii meşhur Azeri halıları-kilimleri ve antika olduğu söylenen bir sürü ıvır-zıvır satan dükkanlar var.. Bize daha buradan çok malzeme çıkar, kendimizi geliştirdikçe size yenilerini aktarırırm..



Son olarak da bir bardak suya ters olarak sığdırdığım Uluç'u, gazetelerin emlak sayfalarına bakıp, 4-5000usd'ye kiraya verilen evlere şaşırırken görüyorsunuz! Bakü'de evler, expatlar yüzünden gereksiz çok pahalı. "5000usd'ye İstanbul'da ne evlerde oturulur yahu!" şeklinde kızıp, hesabı verip kalkıyoruz :)
Bir sonraki post'da görüşmek üzere..