Çocuklar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Çocuklar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Salı, Haziran 16, 2009

SÖZÜMÜ GERİ ALDIM, MUHTEŞEM ŞEHİR İSTANBUL!


Aslında tam olarak sözümü geri aldım sayılmaz, hala temposuna ayak uydurmak imkansız olduğundan biraz hain olduğunu düşünüyorum!!

Ama Eminönünde geçirdiğimiz bir pazar günü bana ne kadar muhteşem bir şehirde yaşadığımızı hatırlattı. Mert Hamdi'nin balkonundan şehire bakarken, "Anne bu şehir ne kadar kalabalık, ne kadar çok insan yaşıyor ve ne çok taksi var !" dedi.



O pazar Eminönü'nde tüm klasikleri yaptık ! Vapura bindik, Yeni camii'de dua ettik, kuşlara 1 ton yem verdik ! Ben dua ederken, o da "Allahım ne derse onu kabul et" şeklinde süper bir yöntem geliştirdi, yeni jenerasyon böyle işte !

Mert hayatında ilk defa bu kadar güvercini birarada görmenin şaşkınlığı, "kışt-kışt" yapmayı öğrenmenin de keyfi içindeydi ! Kuşlar da bu kadar çok yem verdiğimiz için pek keyifli ancak sürekli kış-kışlandıkları içinse, "nerden çıktı bu turist ömer" diyor olabilirler tabii !

Bu arada Hamdi sanırım hayatımda gittiğim ennnn güzel lokanta ! Manzarası, servisi, yemekleri mükemmel. Mert'i kameraya kaydederken neredesin diye sordum, "fıstık lokantasındayım" dedi !! Haklıydı, fıstıklı kebaptan, fıstıklı dondurmaya ve tabii ki inanılmaz lezzetli baklavaya kadar herşeyde fıstık yiyince !


Oradan da mısır çarşısında geizinip, Malatya Pazarından kuruyemiş ve petek balı alıp, Kuru Kahveci Mehmet Efendinin dayanılmaz kahve kokusunu takip ederek, sıraya girip kahvemizi de aldık !

Son olarak vapurda bize çay, oğlanlara süt keyfi de yapınca, dört-dörtlük bir Eminönü gezmesi oldu!!

Çocukları olanlara şiddettle tavise ederim, çok nefis bir gün oluyor, hele de bizim gibi buralara biraz uzak kaldıysanız, İstanbul'un ne kadar muhteşem bir yer olduğunu bidaha-bidaha yaşıyorsunuz .
Umarım bir daha böyle uzun zaman ayrı kalmayız İstanbul !

Çarşamba, Ekim 08, 2008

Yeryüzü cennetlerinde 4 gün !

Son yıllarda Marmarisi artık sevmedigime karar verecektim aslında ! O kadar gürültülü, ucuz turistin geldigi, hertafarın hiç bir mimari dokusu olmayan otellerle doldugu bir şehir oldu ki. Esnafinı ise zaten daha turizmin ilk basladigi yıllardan beri hiç ama hiç sevmem. Türklere sırtlarını dönüp bilimum en vasatından turistlere hizmet ederler.

Ancak son 3-4 yildir annem-babamin orada uzun kalmasi sayesinde yeni yeni koylari keşfetttik. Daha doguru biliyorduk da gitmeye ihtiyaç duymazdık. Ancak artık Marmarisin içinde durmak bir azap. Ne denizi deniz, ne dogası, ne de havasi. Ozellikle akşamları bangır bangır heryerde kontrolsüzce çalan çirkin müzikleri korkunc. En çok da buna üzülüyorum. Turistlere herşey dahil sistemde gecesi 3-4 Euroya geliyormuş inanabiliyor musunuz? Bu fiyata neyin kalitesi dayanabilir ki ?

Neyse moralimizi bozmayalim, hala oralarda biryerlerde cennet koylar-köşeler kalmış !
Birini daha önce yine anlatmıştım, Saklı Göl. Başlıktaki yeryüzü cenneti sözünü en cok hakeden yerlerden biri !

Daglar-gol-minik bir dere, ordekler, kaplumbaglar....tam cocuklara gore bir cennet. Kahvaltisi ise muhtesem !






Cocuklarin yemyesil bir parkta kosturup oynamasi, dedeyle salincak keyfi yapmasi, iste bu sanirim aylardir hayalini kurdugumuz bir atmosferdi !






Bir baska gun de Kiz Kumu`na gittik.

Mert bayıldı bu "denizin üzerinde yürüme" maceramıza ! Bu doğa harikası sayesinde nefis Orhaniye koyunun içinde denizin ortasındaki kum yoldan tıpkı efsanedeki kız gibi yürüyerek geçebiliyorsunuz !

Resimde efsanedeki kizcagizin heykeli ve bizimkiler denizde yürüyüşte !

* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *

Bu tatilde beni en çok etkileyen yer Gökova`daki Akyaka oldu.

Nasil daha önce keşfetmemişiz hayret ! Aslında içimden inşallah fazla da keşfedilmez hep böyle kalır diye geçirdiğim bir yer oldu Akyaka. Nefis doğal bir plaj, yemyeşil dağlar, ödül almış mimari dokusu, sakin küçük havası ile Marmaris şehrinin tam tersi ya da yıllaaaar öncesindeki hali gibiydi.




Buzzzz gibi bir nehir denize akıyor, siz de onun içinden bir motor ile yukarıya doğru gezebiliyorsunuz. Ordekleri, nehirde yüzen koca koca baliklari gören "şeher çocuğu" oğlumla şaşkın şaşkın etrafı seyrettik motordan !!



Yemeği de Cennet restoranda, tam da bu nehirin kenarında yiyebiliyorsunuz. Nefissssss ! Akyaka`ya giderseniz mutlaka küçük butik otellerden birinde kalın, mimarisini keşfedin...

Ben bu yaziyi yazdiktan sonra Akyaka`yi Akyaka yapanlardan biri, Nail Cakirhan vefat etti. Cok uzuldum, Allah Rahmet eylesin. 98 yasina kadar yasamis olmasinin sebebi acaba Akyaka gibi bir cennette olmasi miydi?

* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *
Son olarak da yemeklerin lezzeti bakımından tam puan alan Söğüt Deniz Kızı restorandan bahsetmeliyim. Söğüt de yine küçük nefis bir koy hala bozulmamış bir köy hatta. Keşke öyle kalabilseler ama imkansız tabii malesef. Internette daha deyalı bilgiler var burası hakkında.

Fotografta babam hangisinden başlasam acaba diye düşünüyor ! Deniz börülcesi, ahtapot salatasi, karides güveç, levrek ızgara.... Biz bir daha uzuuun zaman yiyemeyiz diyerek o kadar cok çeşit ismarladik ki !!
Güzel kameram yanımda olmadıgından pek de güzel resimleyemedim ama bu ahtapot ızgara hayatımda yediğim en güzel ahtapot oldu. Daha önce listenin 1 numarası Ekincik Koyundaki My Marina`ninkiydi ama Deniz Kızı ciddi bir şekilde sollamış oldu onu :)
Diyeceğim o ki Marmaris`e degil artık etrafındaki koylara gidin mutlaka. Selimiye, Orhaniye, Söğüt, Akyaka, Bozburun ve daha pek çok güzel koy var oralarda.
Boyle guzel guzel yazdim ama biri 1 biri de 4 yasinda iki oglanla tatile gitmenin zorlugunu ancak yasayan bilir, ozellikle de sonunda minigi hasta etme macerasi ve ucagi misss gibi kokularla doldurmamizi !!!! Ancak yasayan kesin bilir nasil bir bel agrisi ve bas donmesi oldugunu:))
Herkesin gecmis bayrami kutlu olsun, tum bayramlar guzel olsun - dunyada ve Turkiye`de yasadigimiz onca zor gunlere ragmen- !

Salı, Ocak 01, 2008

Neyse ki Yemek-Name var !

Yemek dergisi Yemek.Name'yi indirmek için tıklayın

Öncelikle hepinize mutlu bir yıl diliyorum! 2008 hepimize sağlık, mutluluk, başarı getirsin inşallah. Bizim yılbaşı gecemiz oldukça maceralıydı umarım 2008 daha sakin olur!!

Siz de Devletşah'ın sitesini özlediniz mi? Ben, "yeter artık, pes" diyorum! İsyan ediyorum!! İçimden şu filmlerde gördüğümüz gibi, pankartlarla servis sağlayıcı olan karın ağrısı şirketin önüne gidip protesto etmek istiyorum "Blogumuzu geeeri is-ti-yooo-ruz" şeklinde!

Neyse ki Yemek-Name var !

Bu ay yine çok güzel bir dergi hazırlamış Devletşah. Ana tema içecekler ama daha pek çok güzel tarif ve yazı sizleri bekliyor. Hele bir süpriz var ki, yine "pes!" diyecek, belki de benim gibi Harry Potter kitaplarından bir sahneyi hatırlayacaksınız.

İçeceklerin çocuklarla ilgili kısmında benim yazımı da bulabilirsiniz...Nefis meyve suları ve milkshake'ler...Bakalım beğenecek misiniz?

Hepinize iyi okumalar !

Salı, Ekim 23, 2007

Minik Eller Mutfakta : İMDAAAAAT !



Ben bu etkinliği dört gözle bekleyip, tarihe dört gözle bakmamışım!! 30 ekim zannedip geciktim iyi mi!!!



Halbuki anlatacak 3 farklı hikayem vardı !


Birincisi evdeki miniğimle yaptığımız Akdeniz Pizzamız!


Küçük şef Mert'le Pazar günü güzel bir pizza yaptık ama fotoğraf çekmeyi unuttum ve zaten yemeğe o kadar geç kaldık ki, bir telaş geçiverdi o anlar ! Pizzamın kötü bir resmi yanda gördüğünüz gibi, son kalan dilimin gece karanlığında alel-acele çekilmiş hali !!



Bu da Mertoşun hamura bulanmış elleri (itiraf ediyorum bu da eski bir resimden alınma!)



Pizzamızı, ekmek hamuru hazırlayıp (önce o hamurdan nefis sıkmalar yapıp) üzerine de bayıldığım "Akdeniz Pizza" malzemeleri ile donattık. Üzerine biraz su ile karıştırdığımız bibersalçası ve domates salçası ile kekik sürdük. Bu safhada Mert gerçekten bir minik şef gibiydi, büyük bir ciddiyetle serpiştirdi kekiği! Üzerine kaşar rendesi ve onun üstüne de sıkmadan kalan kavrulmuş soğana kattığım maydonoz beyaz peynirini ekledik. Biraz zeytin, bolca domates ekledikten sonra, karabiber, kırmızı biber serpip, üzerine yine kaşar rendesi rendelik.

Hımmm harika oldu ! Pizzayı sevmeyen var mıdır diye düşünüyorum!!


İkinci hikayemiz ise Bakü'de geçen yıl yaptığımız "Kurabiye Grubu" oldu! Nefis kurabiyelerin üzerini çok eğlenceli bir şekilde süslemiştik. Bu yazıda da anlatmıştım, bloguma ilk başladığım günlerde. Umarım siz de fikri beğenirsiniz.



Gelelim bu etkinlikle aynı vakite denk gelen güzel bir tesadüfe, üçüncü hikayemize !


Mert burada, Bakü Uluslararası Okuluna gidiyor (TISA) ve orada bugün bir sürü değişik milletten, 3-4 yaşlarında çocuklarla beraber bugün bir başka kurabiye süsleme günü yaptık! Bu sefer ki tarif için bir sürü güzel kitabımı araştırdım ama hepsinde bir buzdolabında bekletme süresi olduğundan bizim aktivitemizin akışına uymayacaktı. Bu yüzden Müge'nin tarifini biraz değiştirerek uyguladım.



Sabah ilk iş malzemelerimi alıp okula gittim ve okulun mutfağını kendi mutfağıma çeviriverdim. Bir gece önce yaptığım kakaolu deneme hamurumu da iyi ki yanıma almışım çünkü çocuklardan öyle bir rağbet oldu ki, 2 hamur ancak yetişti.


Ortaya bu sefer sadece renkli yıldızlar, çikolata damlacıkları ve kuru üzüm koydum. Bir kaç değişik de kalıp.


Ve 6'şarlı gruplardan yaklaşık 5 gruba birden tek başıma bu işe girişince, öğretmenlerin tek tek ellerinden öpmek istedim!!! Yuva öğretmeni olmak ne kadar, ama ne kadar zor bir iş bu sabah anladım! Hamuru burnuna tıkayanlar, koklayacam diye burnunu sokanlar, süsleme malzemelerini avuçla yemek isteyenler, "bana da bana da" diye benim burnuma tabağını bıkmadan sokanlar, hamuru minik minik parçalayıp kalıba sıkıştırmaya çalışanlar, hamuru çiğ çiğ yemeğe çalışanlar, bağıranlar, çağıranlar, İMDAAAAAAAT KURTARIN BENİİİİİ!!!!






....demedim tabii, gülümseyip işime devam ettim! En sonunda korkunç bir baş ve bel ağrısı ile işimi bitirdim! Aynı anda etrafı nefiiisss tereyağlı kakaolu kurabiye kokusu doldurdu (teşekkürler Müge'cim). Öğretmen ve çocukların bu işte çok zevk almaları ve mutlu olmaları gerçekten de yorgunluğumu unutturdu bana! Enerji doldum yine. Sanırım öğretmenler de böyle enerji alıyorlar bu işten!


Daha güzel el resimleri olsun isterdim ama o hengamede ancak bunu çekebildim. Bunu bile çekerken " neden neden???" diye soran soran son gruba derdimi anlatmaya çalışıyordum.



Haftaya daha organize bir şekilde yapacağız yine bu işi, tekrar resim çekip yenilemeye çalışacağım, bana şans dileyin, parçalanmadan döneyim evime !


Son olarak bu güzel aktiviteye ev sahipliği yapan Selen'e tebrikler ve teşekkürler !

Perşembe, Eylül 20, 2007

BERKAY'IN 3.YAŞ PASTASI

Bu sefer ki pastamız Bakü'nün muhtarı arkadaşımız Elif'in tatlı oğlu Berkay içindi. Kendilerinin en son favorisi Mickey Mouse olduğundan, sipariş bu büyük yerden bu şekilde geldi!

Annesi olacak çalışkan karınca, site site gezerek uygun bir resim buldu. Babası büyük karınca ise bunu print edip, fotokopide büyüttü ve gece çalışarak yağlı kağıda şablonunu çıkardı. Derken o kadar uğraşın sonunda kalıbın küçük geldiği anlaşılınca, haydaaa bir daha aynı şeyler yapıldı. Üstelik annesi her detayı ayrı ayrı da keserek benim işimi fazlasıyla kolaylaştırdı!

Yani bu tür pastalarda tek tek ağız-göz-burun, vs de yağlı kağıttan kesilince, size sadece şeker hamurunun üstüne bu şablonları koyup, bıçakla şekillere uygun kesmek kalıyor..

Pasta yapanlara soruyorum, size de yaparken bir heyecan basıyor mu? Benim resmen kalbim atıyor sanki adrenalin artıyor vücudumda! Acaba güzel olacak mı, acaba düşündüğüm gibi çıkacak mı diye heyecanlanıp duruyorum yaparken. Hatta bu yüzden gereksiz hızlanıp, sabırsız davranabiliyorum detaylarda!

Gelelim yine pastaya..

Pastanın tarifini Gelincikler Burcu'nun Bake Shop'ta verdiği kurstan aldım. Kakaolu pandispanya hafifçe ıslak ve yumuşak! Arasında çikolatalı ganaş (krema+bitter çikolata) ve bir kata muz, diğer kata da cevizli krokan koydum.


Mickey'nin kulaklarına krokan koymadım belki çocuklardan bazıları sevmez diye..
Pasta oldukça ilgi topladı!! Berkay tutturdu "siz kulaklarını yiyin kafasını ben yicem, kafasını kesmeyinnnn" diye!! Sağ alttaki resimde ise Nehir "Berkay 3" yazımı sessizce yürütürken yakalanmış!!!

İlk kez pasta yaparken resimleyebildim ve Yaman Ayşe'nin anlatımı ile de şu süslü 4'lü resim olayını yapabildim! Ben size detayları anlatmayacağım çünkü bu konuda süper anlatımları olan bir sürü güzel blog var biliyorsunuz. Örneğin Akşam Menüsü, Hanimiş, Acemi Şef, Yaman Ayşe, Gelincikler, Pastacı, Yemekbahane, SelServis, Burçin, Zinnur : Bizim Pastane, Hünerli Müge, Devletşah , Fidaneli...liste uzuyo da uzuyo!! Kimi unuttuysam kusura bakmasın ne olur..

Bu resimler biraz da, "valla hepsini ben yaptım, her adımda ter döktüm" gibi bir durum yarattı ama neyse siz anlarsınız halimden!

Bu ilk şablonlu pasta denemem beni çok mutlu etti, gaza geldim hemen bir yenisini daha yapmalıyım. Şekline de bizim evdeki büyük patron karar verir artık!

Çarşamba, Temmuz 18, 2007

MERT'İN MUTSUZ DOĞUMGÜNÜ VE MUTFAĞA DÖNÜŞ

Aradan çoook uzun zaman geçti biliyorum!


Bu süre içinde beni ziyaret edenlere, güzel mesaj bırakanlara, bırakmasa da içinden geçirenlere çok teşekkür ederim !


Aslında hayata döneli epeyce oldu ama araya bir sürü telaşlar girdi! Benim minik neredeyse 2 aylık oldu artık. 2 erkek çocuklu hayata alışmak biraz vakit aldı tabii ama çok şükür şimdi biraz düze çıktık!

Mutfağa da oldukça çabuk dönüş yaptım sayılır ve hatta hamileliğimin son günlerine kadar da ufak tefek ziyafetlere, misafirlere yine bir şeyler yapıyordum! Zaten mutfak bizim gibiler için bir terapi mekanı olduğundan, doğum sonrası yaşananlar içinde orada geçirdiğim, ürettiğim her an yine büyük bir zevkti. Sadece biraz çabuk yoruluyordum ve tabii emzirme aralarında ve büyük oğlandan kalan vakitlerde yapabildiğimden çok az bir zamanım oluyordu.

Buarada, miniğin daha 40'ı dolmadan benim büyük ama hala küçük olan huysuz oğlum da nihayet 3 yaşına bastı ! Geçen yıl ona Bakü'de nefis bir doğumgünü hazırlamıştık, bu yıl kardeş geldi, aman çok yorgunuz-yoğunuz diye ihmal etmek istemedik. Biraz destekle gayet de hoş bir sofra hazırladık...



Neden huysuz dediğime gelince, benim minik afacanım o gün tam günündeydi ve de o kadar "anti-parti" modundaydı ki, tüm hazırlıklarımıza, nefis bir arabalı pastaya rağmen onu pek mutlu edemedik. Ancak partinin sonlarına doğru dilediğince koşup oynamaya başladığında keyfi yerine geldi !!




Sofranın detaylarını ve de bazı tarifleri zamanla vereceğim inşallah ! Şimdilik bir kaç not !

Kurabiyelerimiz Pastacı Burcu'dandı ve nefisti ! Partinin teması erkek çocukları olanların iyi bileceği Şimşek McQueen idi ve kurabiyelerin üzerindeki McQueen resmi çocukları, içindeki Mert'in resmi olan not da bizleri mest etti !


Partinin her türlü McQueen temalı masa örtüsü, bardak, peçete, tabak, süs, vs gibi malzemelerini Parti Paketi.com'dan sipariş ettim, biraz geç kaldı ama partiye yetişti ve kaliteleri çok iyiydi.


Yemeklerden limonlu peykek (yine Pastacı Burcu'nun tarifi) ve mantarlı kiş (tabanının tarifi Devletşah'tan, üstü benden doğaçlama!) büyükleri, kavun kafalar ise çocukların en büyük favorisi oldu !



En kısa zamanda daha aktif bir şekilde mutfağıma dönmek istiyorum. Yakında inşallah önce kısa bir tatil sonra da yeniden Bakü'ye dönüyoruz. Bakü'de kendimi yine mutfağa vereceğim ama bir yandan da doğum sonrası kilolar için spora başlayacağım!



Anlayacağınız yapacak çok iş var ama minik bir bebek ve 3 yaşında bir oğlanla pek de vakit yok şimdilik ! Olsun hayat zaten böyle güzel !

Herkese sevgiler !


Cumartesi, Haziran 16, 2007

Yiğit Bey Geldiler !


Nihayet Yiğit beyimiz de aramıza 1 hafta gecikme ile 9 Haziran saat 18:15'de katıldı! Ailemiz artık 4 kişi. Allah isteyen herkese sağlıklı, huzurlu, mutlu evlatlar versin.

Çok yoğun günler yaşıyoruz, abimiz Mert de çok heyecanlı. Gece mesailerimiz çok yoğun ama Allah sağlık versin diyoruz!

Dualarınızı ve iyi dilekleriniz için şimdiden teşekkürler.

Yukardaki resimde Pastacı Burcu'nun nefis kurabiyelerini görüyorsunuz. Doğumda da blog desteği yanımdaydı anlayacağınız ! Teşekkürler Burcu!

Blogum açısından bir süre biraz yavaş gideriz ama umarım kısa zamanda yine geri döneriz. Yemek yapmayı, fotoğraf çekmeyi çok özledim ama şuanda çok önemli ve güzel başka bir görevim var !

Sevgiler !

Çarşamba, Mayıs 23, 2007

POLONEZKÖY...ANA-BABA OLMAK...



Herkese selamlar..Elimdeki son malzeme ile doğumdan önce bir gönderi daha hazırlayayım dedim!! Bu oğlan da vaktini bekliyor belli ki..Hafta 39 her an olabilir artık ama..beklemedeyiz ailecek!

Malzemeye gelince: Polonezköy'de anneler günü kutlaması. Yengem, yani abimin eşinin baba tarafı Polonya asıllı ve Polonezköylüler...onlarında sayesinde bu İstanbul'da saklı cennet köşesi ile tanıştık bundan yaklaşık bir 10 yıl önce! Benim için çok önemli bir yeri ver var Polonezköy'ün. Önce abimlerin düğünü orada oldu ve sonra da bizim düğünümüz. Kır düğünlerini hep çok sevdiğimden, bu iki düğün de hayatımdaki en güzel günler oldu. Derken her anneler gününde, harika ev sahiplerimiz bizi dört-dörtlük bir şekilde ağırladılar, ağırlıyorlar.


İstanbul'un bu kadar yakınında ama bu kadar yeşil kalabilmiş, "am-man nazar değmez inşallah" diyerek baktığımız bu mekanda güzel anılar ve gülen yüzler oldu hep...

Bu anneler gününde de yine nefis-sıcacık-samimi bir aile sofrası, mangaldan gelen leziz kokular ve de etrafta koşturan çocukların çığlıkları vardı...




Menümüz tam bir kır ziyafetine uygundu. En önemlisi bahçeden toplanarak yapılmış gerçek marullu salatalar (çünkü marketlerdekinin tadı su gibi!) vardı ! Ve de tadına hiç doyamadığım Kayınvalde-kısırı ! Gerisi benim için çok önemli değil artık!!!


Zaten Bakü'deyken en çok özlemini duyduğum şeyler de bunlar..yani sıcacık aile ortamı, yemyeşil çimler ve doğa ile tadını çok iyi bildiğim ve sevdiğim bir kaç yemek..









Üniversite yıllarında tanıştığım bu güzel mekanda yıllar sonra kendi çocuğum ve yeğenlerimle beraber olmak, anneler gününün ardından, tam da bu aralar durumuma çok uygun bir şekilde beni "anne olmak" üzerine deriiiin deriiin düşündürdü tabii!




Ben ilk kez 31 yaşında anne oldum. Öncesinde çok yoğun bir iş hayatım vardı ve açıkçası çocuğun bir özlemini ya da eksikliğini hissetmedim. Ama oğlum olduktan sonra, hemen her anne gibi, "bunca zaman onsuz nasıl yaşamışız??? o olmasa ne yaparız?" duygularını taşıdım. Anneliği çok çok sevdim ve benim çevremdeki ve jenerasyonumdaki pek çok anne gibi, "anneliğe" de biraz öğrenci, biraz da iş kadını gibi yaklaştım!


Yani okunması gereken tüm kitaplar okundu, internet siteleri araştırıldı, bir tez titizliğinde hazırlık listeleri yapıldı, fikirler alındı, gözlem yapıldı......vs vs vs...Gerçekten sınava hazırlanan öğrenci ya da sunuma hazırlanan bir iş vakası gibi yaklaştım !
Geçenlerde annemler ve kayınvaldemlerle de işte aynen bu noktaya parmak bastık! Bu kadar okuma, hazırlık ve araştırma ne kadar iyi, ne kadar yararlı acaba diye! Ama sanırım bu biraz önlenemez, önüne geçilemez bir durum!


Yani sen yıllarını yarış atı gibi herşeye hazırlanarak geçirir, hep mücadele ve kendini eğiterek biryerlere gelmeye çalış ama annelik gibi hayatının evililikten sonraki en önemli aşamasında, " e bu konuda içimden geleni yaparım, ben zaten biliyorum" mu diyeceğiz??? Öyle yetişmedik ki, öyle yaşamadık ki bu zamana kadar! Neden şimdi öyle yapalım???

Sonuçlar annemin bana uyguladıklarından daha mı iyi? Bazı açılardan evet ama bazı açılardan da kesinlikle hayır !!! Her nasılsa bizler daha kolay büyümüşüz, daha çok laftan anlıyormuşuz, daha uslu ve temkinliymişiz! Bizim çocuklarımız daha zor, daha laftan anlamaz, daha başına buyruk..muş...
Bu her ne kadar her jenerasyon arasındaki tipik tartışma gibi görünse de, bizim yaklaşımlarımızdaki bazı aşırıklıkların, onların bazı aşırılıklarına sebep verdiğini düşünüyorum! Pedegog Feriha Dildar bir röpörtajında bundan bahsediyor. Bir başka yazısında da aslında geleneksel yöntemlerin bazı yanlarındanki haklılıklardan da bahsediyor..Daha fazla bilgi edinmek isterseniz, yandaki linklerden de bakabilirsiniz.

Ben de bu cins annelerdenim işte..yani okuyup, sormayı-fikir edinmeyi seven, pedegoga da, anneme de danışan, farklı ekolleri karşılaştıran...ortaya ne çıkıyor derseniz eğer!!!! Demeyin - ya da ben siz şöyle söyleyeyim, bir nefeste okuduğum başucu kitabım The Difficult Child!!!! Yani bizimki "zor çocuk" kategorisinden. Hiç de kolay olmadı geçen 3 yıl ve de olmayacak gelecek yıllar! Yani daha çok okumak ya da bilmek bana pratikte daha çok kolaylık sağlamadı! Sadece benim bilgiye olan açlığımı tatmin etti ve "zor çocuk" davranışlarını daha iyi anlayıp kabullenmemi sağladı.

Ama okumaya devam! Bu aralar da Gina Ford'un kitabı ve yöntemlerini okuyorum. Bilen-bilir, bu kadın " bırakın ağlasın" diye bilinen ekolden! Biraz yalnış yorumlanmış, son kitabında da bunun isyanı var ama temel prensibi daha çok geleneksel tarz (ağlamaktan can çıkmaz misali). Bu da Sears ailesinin yaklaşımının tam tersi ki onlarda, ana-babanın hayatı tamamen bebeğin etrafında dönüyor! Bunların tam ortasında ise çok severek okuduğum, orta-yolcu Tracy Hogg vardı, Baby Whisperer'ın yazarı. Daha dengeli ve uçlara kaymayan, gerçekçi bir yaklaşım. Bir başka yazıda bu yaklaşımları belki daha derin anlatırım size. Aslında "zor çocuklar" hakkında naçizane kişisel tecrübemi paylaşabilirim ama bu ara biraz zaman fakiriyiz!


Tüm bunlardaki en önemli destekcim tabii ki eşimdir ve ondan sonra da en önemli rehberim ise sevgili yengem Yanina'dır. Kendisi benim kaç katım daha meraklı ve okuyan bir anne ve her konuda danışmanımdır. Mühendislikten anneliğe kendi isteği ile terfi etmiş, inanılmaz araştırmacı-gözlemci ama aynı zamanda dengeyi de çok iyi bilen biridir. Bakü'den bile en çok daraldığım, işin içinden çıkamadığım anlarda, telefonun öbür ucundan tavsiyeleri ile beni rahatlatmayı başarır!

Son olarak şunu söylemek istiyorum. Ana-baba olmak, dünyanın en doğal olayı olmakla beraber, aslında herkesin harcı bir iş değil! Pedegoglar hep şikayetçidir, herşeyin okulu-kursu var ama ana-babalığın yok diye. Haklılar bence!

Önceklikle bu konuda bazı insanlar, içgüdüsel bir şekilde diğerlerinden daha "anne-baba" oluyorlar, yani ana-babalığı daha derin ve daha detaylı uyguluyorlar. Bazıları, içlerinde bu kadar yoğun duygular olmasa da, çok çaba gösteriyorlar, okuyorlar, sorguluyorlar.

Bazıları ise, elbette evlatlarını çok seviyorlar ama hayatlarının odak noktası hiç bir zaman çocuk değil, her zaman kendileri oluyorlar. Onlara sorsanız, onlar evlatlarını diğer ana-babalardan daha az sevmiyorlar ama gösteriş biçimleri, yaşam tarzları ve değerleri kendi hayatlarını ön plana alıyor.

İşte o zaman da bambaşka evlat modelleri ortaya çıkıyor! Böylece nesiller geliyor-geçiyor!

Ben bu konuda şanslıyım çünkü eşimle bu konularda bolca tartışıp birlikte bir ortayolu bulmayı seviyoruz. Bu da bence çocuk yetiştirmede kilit noktalardan biri..yani eşlerin bu konulardaki fikirlerinin paylaşım şekli ve ortak bir sonuca varıp-vararmama durumu..ki bu başka bir yazı konusu olabilir !

Bakalım bizim çocuklarımız ne olacak, nasıl ana-baba, nasıl dede-anneanne olacaklar? Gökten izleyebiliriz umarım bu filmin devamını!!

Perşembe, Mart 29, 2007

Sağlık dolu ve çok leziz bir HAVUÇLU KEK


Havuçlu keke bayılırım ! Aklımda hep çok güzel hatırları var.
Özellikle de bebeğimiz ilk doğduğu zamanlarda, pazar sabahları eşim ya da ben Starbucks'dan latte ve havuçlu kek alır, eve gelir, oğlumuzu da aramıza alıp, gazetelerle uzuuun bir pazar keyfi yapardık.. Mert'in bol gaz sancılı, emzirmeli geçen uykusuz gecelerinden sonra benim kendim yapmam çok zordu ama geleni de o kadar zevkle yerdim ki, neredeyse havuçlu kekin emzirmeye iyi geldiğini düşünmeye başlamıştım !!!
Bugüne kadar bir sürü değişik tarif denedim ama bu sefer ki tarif bir başka ! Öncelikle hafif olması nedeniyle dikkatimi çekmişti ama lezzeti de o kadar güzel oldu ki, tüm tarifleri yendi !
Tam da Kek Ye aktivitesinin üzerine, herkes bolca keke doymuşken biraz geç oldu ama ! Neyse, blog camiası keklerle ilgili bilimum püf noktalarını öğrenmişken bu da arada kaynar artık!
Tariften önce almaktan çok mutlu olduğum bir kitaptan bahsedeyim. Arzu Aygen ve Ülfet Aygen'den "Beyaz Unsuz Şekersiz Hamur İşleri". Bu kitabı Bakü'ye postayla getirttim bir kaç başka kitapla beraber İdeefix'den. İlk hamileliğimde "hamilelik şekeri" gibi bir durum yaşamıştım ve doktorum şekeri ve beyaz unu yasaklamıştı! Zaten rejime meraklı biri olarak,
Montignac'ı da okuyup, iyice "glisemik indeks" takıntılı biri olmuştum!
Bu kitapta hem her türlü hamur işinin daha sağlıklı bir şekilde yapımı anlatılıyor, hem de bir yandan çok faydalı bilgiler ve püf noktaları anlatılıyor. Adından da anlaşıldığı üzere beyaz şeker yerine örneğin pekmezli tarifler, beyaz un yerine de böreğin bile tam buğday unlu tarifleri var.
Bu havuçlu kek de, tam buğday unu ile hazırlanıp, zeytinyağı ve pekmezle yapılıyor. İçine de bolca havuç ve ceviz koyuluyor, ben biraz da kuru üzüm ekledim. Sonuçta Mert'in de bayıla bayıla yediği, vitamin deposu ve çok sağlıklı olup aynı zamanda da tadından fedakarlık etmeyen bir kek !! Yani çocuklar için de ideal !
Bir de ilk kez ben de nihayet silikon kalıp denedim. Neden bugüne kadar beklediysem?? Hiç yağlamadan koyup, çıkınca sanki gıcır gıcır yağlanmış gibi kolaycacık çıkıp, parlaması çok şaşırttı beni ! Acemilik işte !
İşte tarifi :
Malzemeler :
  • 2 su bardağı tam buğday unu
  • 1 tatlı kaşığı karbonat, 1 tatlı kaşığı krem tartar (ben 2 kaşık karbonat kullandım)
  • 1 tatlı kaşığı tarçın
  • yarımşar tatlı kaşığı toz karanfil ve muskat rendesi
  • yarım çay kaşığı deniz tuzu
  • 3 su bardağı (4-5 adetten) havuç rendesi
  • 1 su bardağı dövülmüş ceviz
  • 4 yumurta (0da sıcaklığında)
  • 1.5 çay bardağı zeytinyağ
  • 1 su bardağı pekmez

Tarifi :

  1. Kalıbınızı yağlayın ya da benim gibi silikon kalıbınız varsa sadece dolaptan çıkarın bir kenarda beklesin sizi
  2. Fırınınızı 160 derecede ısıtın
  3. Un, karbonat ve krem tartarı eleyerek bir kaba alın. Elekte kalan kepeği de unun içine ekleyin. Baharatı ve tuzunu da ilave edip hepsini iyice karıştırın
  4. Havuç rendesi ve cevizi ayrı kaba alın
  5. Başka bir kapta yumurtaları iyice kabarıncaya kadar yaklaşık 10dakika kadar çırpın.
  6. Yumurtaların üzerine zeytinyağ ve pekmezi ekleyip tekrar iyice karıştırın
  7. Bu karışıma önce unlu sonra da havuç-ceviz karışımlarını ekleyin. Tüm malzeme birbiri ile harmanlana kadar tahta kaşıkla karıştırın
  8. Hazırladığınız hamuru kek kalıbınıza aktarın, üzerini düzeltin
  9. Sıcak fırının alttan ikinci rafında yaklaşık 1 saat pişirin
  10. Piştikten sonra 10dakika kalıbın içinde dinlendirin, daha sonra tel ızgara üzerinde soğumaya bırakın

Ben bu keki biraz ılıkken yemeği çok seviyorum. Yanına güzel bir demlenmiş çay ya da sıcak, kahveli süt (İstanbul'da olsak bir latte!) de çook yakışır tabii !

Mert'e de nefis, besleyici bir öğleden sonra ara-öğünü oluyor.

Hepimize afiyet olsun!

Salı, Mart 13, 2007

İyi ki doğdun Joshua ve Ryan vee yeni pasta Maceraları!

Bu Cumartesi 2 kardeşin, Joshua ve Ryan'ın doğumgünü partisi vardı. Anneleri Ceren, anneanneleri Türkan ve babaları Steven, günler öncesinden hazırlıklara başladılar ! Tema olarak "hayvanlar" seçildi ve bu temaya uygun olarak da Ceylan'a pasta ve muffin siparişleri verildi !



Daha önce de yazmıştım, burada tavşanlı bir kalıp buldum diye. İşte o kalıpla yaptığım bir-iki provadan sonra nihayet büyük gün geldi ! Ne zamandır bahsettiğim Emel Başdoğan'ın kitabındaki pasta tarifini artık gururla verebilirim, zira gerçekten nefis bir pasta oldu!


Joshua ve Ryan, pastayı kesmeden az önce !



Çikolatalı kekli-Muzlu kremalı tavşan pasta (Emel Başdoğan'ın kitabından):

Malzemeler:
  • Pastanın keki için:
  • 450g (2 su bardağı) toz şeker
  • 250g tereyağ (oda ısısında iyice yumuşamış)
  • 8 adet yumurta
  • 600g (4 su bardağı) un
  • 100g kakao (2/3 su bardağı)
  • 20g (2 küçük poşet) kabartma tozu
  • 20g (2 poşet) vanilya
  • 500ml (2 su bardağı) süt
  • 1yk portakal kabuğu rendesi

Kekin üzerine dökmek için: 2sb (su bardağı) toz şeker, 2 sb süt

Üzerini sıvamak için : 500g çok soğuk krema (ben 10dak buzlukta tuttum)

Vanilyalı muzlu muhallebi:

  • 250g (1sb) toz şeker
  • 25g (3 yk) un
  • 50g (6 yk) nişasta (ben buğday kullandım)
  • 1 tutam tuz
  • 1lt süt
  • 3 yumurta
  • vanilya (1 çay kaşığı vanilya ÖZÜ kullandım)
  • 15 adet muz (diyor tarif ama ben 12 adet büyük kullandım, yetti)

Şeker Hamuru için, pastacının tarifini aynen uyguladım, süper sonuç ! Malzemeleri ve yapılışını oradan direk almanızı tavsiye ederim. Özetle, pudra şekeri, glikoz, toz jelatin ve gliserin gerekiyor. İsterseniz hazır şeker hamuru da alabilirisiniz. Ya da bu pastayı, aşağıdaki ayıcıklı pasta gibi icing ile (tereyağ-pudra şekeri-kakao) de süsleyebilirsiniz.


Pasta keki (ben 1 gece önceden pişirdim):

  1. Fırınınızı 180 dereceye ısıtın
  2. Toz şeker ve tereyağını el mikseriyle krema kıvamına gelene kadar çırpın (Braun'un kendi kabında çırpan mikseri süper, koyuyorsun malzemeleri, o zavallım kendi kendine çırpıp duruyor ! Siz de bu arada diğer işleri yapabiliyorsunuz!)
  3. Yumurtaları birer birer (her bir yumurta iyice karıştıktan sonra diğerini ekleyerek) katın.
  4. Başka bir kapta (ki ben o kabı hep elektronik tartımın üzerine koyar, malzemeleri teker teker eklerim, böylece aynı zamanda tartmış da olursunuz), un, kakao, kabartma tozu ve vanilyayı eleyerek koyun ve karıştırın.
  5. Unlu karışımı yumurtalı karışıma ekleyin
  6. Süt ve portakal kabuğu rendesini de ekleyip, hamını (azerice hepsini demek de!!) el mikseri ile karıştırın
  7. Kalıbınıza dökün. Ben tavşanlı kalıba bu malzemeyi 2 kere de pişirdim ! Siz 2 yuvarlak kalıba koyabilirsiniz. Eğer küçük bir pasta yapmak isterseniz, bu ölçülerin sadece yarısını kullanarak da yapabilirsiniz.
  8. 45 dakika pişirin, soğutun
  9. 2 sb sütü ılıtın, içine 2sb toz şekeri ekleyerek soğutun.
  10. Soğuyan kekleri kalıplardan çıakrıp, ortadan ikiye bölün (büyük bir bıçakla yatay olarak). Böylece 4 katınız olacak. Tekrar kalıpların içine koyun. Şekerli sütü eşit olarak iki kekin üzerine dökün, çekmesini bekleyin.

Vanilyalı Muzlu Muhallebi (bunu da bir gece önceden yaptım):

  1. Toz şeker, tuz, un, nişastayı boş bir tencereye koyup karıştırın
  2. Yedirerek sütü ekleyin
  3. Yumurtaları da ekleyip, kuvvetli ateşte sürekli karışıtırarak muhallebi gibi pişirin
  4. Kaynamaya başlar başlamaz ateşten alın, vanilyayı ekleyip soğumaya bırakın
  5. Oda ısısı kıvamına gelince, küp küp doğranmış muzları ekleyin, karıştırın
Not: Bu o kadar lezzetli bir muhallebi oldu ki, artanı da tabaklara koydum, Mert'e akşamları verdim, biraz tazrçın da serptim, nefis oldu !

Pastayı oluşturma !
  • Sütle ıslanmış keklerden birini düze bir tabağa alın. Üzerine vanilyalı muzlu muhallebinin üçte birini yayın
  • İkinci keki de üzerine hafifçe bastırarak koyun ve yine üzerine muhallebiyi sürün
  • Üçüncü keki de aynen yerleştirin
  • En son kat keki de koyun ( kapak gibi en üste -muhallebi koymayacaksınız artık)
  • Soğuk kremayı buzdolabından çıkarın, el mikseri ile sertleşinceye kadar çırpın
  • Pastayı bu krema ile her tarafını iyice kaplayın (üstünü ve yanlarını) ve pastayı hemen buzdolabına kaldırın

Pastayı Kaplama:

  • Şeker hamuru ile kaplayacaksanız, şeker hamurunu yoğurarak yumuşatın, pudra şekeri serptiğiniz tezgahta yarım santim kalınlığında açın ve merdane ya da elleriniz yardımı ile pastanın üzerini kaplayın (bu detay için tavsiyem Pastacının blogunda değişik pasta kaplamalarına bakın, ben bu aşamaları fotoğraflayamadım).
  • Üzerini dilediğiniz şekilde süsleyin. Ben tavşanın gözlerini şekerlemelerden yaptım örneğin.



Ayıcıklı pasta (Emel Başdoğan'ın kitabından uyarlama):


Malzemeler:
Keki
(bu tarif Party Cakes for Kids kitabından çünkü Emel'in kitabındaki sade pandispanya tarifi 2 denememde de başarısız -çok sert- oldu !)
  • 150g yumuşamış tereyağ
  • 115g (1/2 cup) şeker
  • 2 yumurta, çırpılmış
  • 1.5 kaşık vanilya özü
  • 185g (1 1/2 cup) un
  • 1 poşet kabartma tozu
  • 80ml süt (1/3 cup)
  • 1 yk kaşığı portakal kabuğu rendesi
Kayısı Püresi (1 gece önceden):
  • 500g kuru kayısı
  • 3 sb su
  • 2 sb toz şeker
  • 100g dövülmüş ceviz ya da (tereyağında kavrulmuş) badem (orjinal tarifli bademli ama ben cevizle yaptım)
Beyaz Çikolatalı Krema (1 gece önceden):
  • 500g beyaz çikolata
  • 400g krema
  • 100g tereyağ
  • (Not: Emel Hanım kitabında bu malzemelerin listesini unutmuş, ben de başka bir kitaptan ölçülerini buldum!)
Çikolatalı Icing :
  • 250g tereyağ
  • 500g pudra şekeri (mutlaka elenmiş)
  • 4 yemek kaşığı su + 4 yemek kaşığı kakao (kakao yoğunluğu arzunuza göre bu karışımın miktarını aynı oranlarda arttırabilirsiniz, yani mesela daha yoğun çikolata tadı isteyen 6 yk suya, 6yk kakao ekleyerek kullanabilir)
Tarifi :
Pandispanya :
  1. Fırını 180dereceye ayarlayın, 20cm'lik bir kek kalıbını yağlayın ya da yağlı kağıt serin (ben ayıcıklı kalıbı yağladım)
  2. Tereyağ ve şekeri krema kıvamına gelene kadar mikserleyin
  3. Yumurtaları birer birer (her bir yumurta iyice karıştıktan sonra diğerini ekleyerek) katın
  4. Vanilyayı ekleyerek karışıtırın
  5. Metal bir kaşıkla karıştırarak elediğiniz unu, kabartma tozunu, sütü ve portakal kabuğu rendesini ekleyin.
  6. Kalıbınıza dökün, üzerini düzleştirin
  7. 45 dakika kadar, ya da ortasına bir kürdan batırdığınızda temiz çıkana kadar pişirin
  8. Tel bir ızgaranın üzerinde soğutmadan önce 5 dakika kadar kalbında bekletin
  9. Keki ister 2'ye isterseniz 4'e yatay olarak keserek ayırın (sabrınıza ve kalınlık isteğinize göre, eğer çok kalın bir pasta yapmak isterseniz, yukardaki miktarların iki katı ile kek yapmanızı tavsiye ederim)
Beyaz Çikolatalı Krema:
  1. Tereyağını bir tencerede eritin
  2. Kremayı ekleyip, kısık ateşte kaynayana kadar ısıtın
  3. Ateşten alıp, çikolatayı küçük küçük parçalar halinde ekleyin, iyice karıştırın, soğumaya bırakın
  4. 1 gece buzdolabında sıkıca kapattığınız bir kapta saklayın ki biraz sertleşsin

Kayısı Püresi (1 gece önceden):

  1. Kayısıları iyice yıkayıp süzün. 3 sb su ile bir gece önceden ıslatın
  2. Sabah gerekirse çok az su ekleyip, kapağı kapalı bir şekilde yumuşayıncaya kadar kaynatın
  3. Toz şekeri ekleyin ve şeker eriyene kadar biraz daha kaynatın
  4. El blendırı ile püre haline getirin (yoğun bir kıvamı olmalı, dolayısı ile suyu fazla gelirse suyunu dökün-ya da benim gibi dökmeyin için!!!)
  5. Mutlaka iyice soğutun (buzdolabında)

Pastayı oluşturma !

  1. Keklerin bir tanesini servis tabağınıza koyun. Eğer keki 4'e böldüyseniz:
  2. Çikolatalı kremanın üçte birini pastanın üzerini kaplamak için saklayın
  3. Üzerine önce kayısı püresinin ve sonra da kalan çikolatalı kremanın 1/3'ünü sürün.
  4. Üzerine badem ya da ceviz serpiştirin
  5. İkinci kek katını koyarak yine kayısı püresi, çikolatalı krema ve ceviz ekleyin.
  6. Bu şekilde 4 katı da tamamlayın.
  7. En üste sadece ayırdığınız çikolatalı kremayı sürün ve bütün pastayı bu krema ile kaplayıp buzdolabında sertleşmesi için bekletin (en az 1 saat)

Pastayı Kaplama:

  1. Çikolatalı icing için, tereyağını oda sıcaklığında iyice yumuşatın
  2. Kakao ve suyu bir küçük kapta kaşıkla iyice karıştırın
  3. Bir kapta tereyağını, pudra şekerini ve kakaolu karışımı el mikseri ile karıştırın
  4. Kıvamı kremamsı olup, sürülebilir kıvama gelene kadar çırpın. Gerekirse biraz daha su+kakao karışımı yada süt ekleyerek kıvamı ile oynayabilirisiniz. Çok da yumuşak olmamalı, pastanın üstüne sürülebilir sertlikte olmalı
  5. Buzdolabında soğuttuğunuz pastanın üzerine bu icingi bir bıçak ya da metal spatula yardımı ile sürün ve üzerini dilediğiniz gibi süsleyin
  6. Örneğin hindistan cevizi, beyaz çikolata rendeleri, ceviz, şekerlemeler, şeker hamuru ile yapılmış şekiller....

Muffinler:

Burada bir kolaylık yaptım ! Keki 2 ölçü yapıp, aynı hamuru muffinler için kullandım! Üzerinin kreması için de yukardaki çikolatalı icing gibi 250g tereyağına, yarım kilo elenmiş pudra şekeri, 4 yemek kaşığı süt ekleyerek mikserledim. Bu karışımı 3 parçaya ayırdım ve her birine ayrı ayrı gıda boyaları ekledim. Daha sonra üzerini ailecek süsledik!!!

Gerçekten bu sefer eşim ve Lale de benimle bu oyuna katıldı ! Zira sabahın 6'sında kalkıp hazırlanmaya başaldık ama yetişmeme durumları çıkınca imdadıma yetiştiler !!


Buarada beni işten tanıyanlar bilir, tam bir aksiyon planı canavarıyımdır !! Özel hayatımda da, evlenirken de, bebek beklerken de hazırlıklarımı hep bu basit excel sheet'lerle yapardım!! Hastalık diyelim :) Geçen hafta 3 ayrı pasta ve muffin yapınca, mecburen ben de işleri plana döktüm. Alışveriş için çok faydalı oldu doğrusu !! Aşağıda bir bölümünü görüyorsunuz, ben her pasta için bu listeyi hazırladım ve böylece malzeme listemi hemen alışveriş listesine çevirdim.




2 günlük hazırlık, 2 ayrı provadan sonra, doğumgününde çocukların şu bakışlarını görmek gerçekten herşeye değerdi !!!

Ceren de bir sürü güzel salatalar ve çocukların seveceği mamalar hazırlamıştı zaten ve onca şamata yapan çocuklara rağmen sabrını hiç kaybetmeyen süper bir ev sahibiydi!

Ah diyorum, şu işlere hamile olmadan sarsaydım keşke, çünkü her pastadan sonra belimin ağrısından duramıyorum! Belim izin verse daha neler neler yapacağım ben!!!

Şimdi de yarın gelecek ağır misafirlerimiz için sarma-kısır-dolma, vs gibi yemeklere gireceğiz ! Belim izin verirse bir pasta da onlara yapmak istiyorum bakalım!

Hadi belcağızım, az kaldı, sabret !!!

Pazar, Mart 11, 2007

Mert'e bugün ne pişirsem ? İşte menü önerileri !


Bakü'lü gençlik grubu !!!

Annelerin en büyük sıkıntılarından biri de, hergün sağlıklı, dengeli ve de küçük bey-bayanların sevebileceği ne pişirsem derdidir !

Hele de çalışan bayanlar eğer yemeği kendi yapmıyor biri yardım ediyorsa, hergün iş yerinden komik ve sıkıntılı konuşmalar olur, "Dolapta ne vardı? Patlıcan mı, ama yemez ki, karnıbahar var mı? O zaman dolma yapalım, yanına daaa...aaa onu 2 gün önce yedi daha di mi ?!"

Ev hanımı iseniz de, bu yeni yeni sebze yemeye başlayan (ya da bir türlü başlayamayan!), yemek konusunda dönem dönem size inanılmaz zor anlar yaşatabilen minikleri, hem mutlu edip hem de iyi beslemek gerçekten zordur !

Benim buna çözümüm, haftalık bir menü oluşturmak oldu. Bunun için 3 ayrı çocuk yemekleri kitabı kullandım (Miniklerin Yemek Keyfi, Yiyiyorum Büyüyorum, Anne Ben Acıktım). Tabii Mert beyin özel istekleri ve zevki gözönüne alınarak. Balık-tavuk-et dengesini de korumaya çalıştım. Bir de tabii sezonsal olarak da değiştiriyoruz listeyi. Bir de sevgili Yengemiz Yanina da, 2 çocuk sahibi olarak sık sık bana tavsiyelerde bulunuyor, zira o da 2 farklı karakterdeki erkek çocuğunu mutlu etmek için oldukça çabalıyor !

Benim size önereceğim bu menü listesi sadece size fikir vermek, ilham kaynağı olmak içindir. Tıbbı ya da beslenme kuralları açısından bir iddiası yoktur. Elbette çocuğunuz için en sağlıklı, dengeli ve uygun yemekleri yine siz ve doktorunuz karar verecektir.


Buzdolabının üzerinde duran bu liste sayesinde, hem alışverişimizi organize ediyoruz, hem de hergün ne yapsak diye kara-kara düşünmüyoruz!

Mert'in en büyük keyfi akşam yemeklerinden sonra meyveli yoğurt ya da çikolatalı/sade muhallebi yemek ! Öğleden sonraları da hala bebeklikten kalan alışkanlık yoğurt+meyve+bisküvi karışımını yiyor!

Kahvaltıda ise yine hala bebeklikten beri aynı karışım, süt, peynir, yumurta, 8 tahıllı cereal, tereyağ, bal !! Biliyorum ve üzerimde çok baskı oldu, artık klasik kahvaltıya geçsin diye. Ama diyorum ya her anne kendi doğrusunu kendi belirler, tabii doktoruyla. Benim doktorum bu seçimimi onayladı ama siz mutlaka kendi doktorunuz danışın.
Buarada bu yemekler pişince genelde tabii ki bizim de sevdiğimiz yemekler olduğundan, bize ayrıca yemek pişirmeye gerek kalmıyor. Bir tek evde rejim yapan birileri olduğundan onlara da daha önce bahsettiğim diyet sebze yemeklerinden yapmam gerekiyor, o kadar !!
Yine zaman içinde bu listedeki yemeklerin tariflerini vereceğim ama zaten çoğu bildiğiniz klasik yemekler. Yine de merak ettikleriniz olursa, siz sorun, ben yazayım!
Hergün yeniden-yeniden başlayan bu yemek maceranızda, herkese kolay gelsin!

Perşembe, Mart 08, 2007

Devletşah'a çok çok teşekkürler !


Süpriiz !
Bugün Devletşah blogunda Mert'in doğumgünü partisini yazdı ! Hasta hasta, onca yoğunluğu içinde bütün bunları nasıl yapıyor inanamıyorum.
O kadar güzel anlatıyor ki ve görsel açıdan herşeyi o kadar güzel oturtuyor ki, iyi ki bu çok özel yeteneklerini blogu sayesinde bizimle de paylaşıyor !
Buaralar blog camiasında çok geziyorum ve tartışmasız görsel açıdan ve de içerik anlamında çok zengin ve çok özel-farklı bir blog hazırlıyor Devletşah. Acaba biz acemi blogculara kurs falan açar mı? Bak Devletşah sana yeni iş kolları yaratıyorum (sanki işin azmış gibi !!)..
Sofrayla ilgili bir kaç not:
  • Kavun kafalar ve başka güzel öneriler için bir kitap : "nerede nasıl yiyelim" Leyla Akçağlılar - Ebru İpekçi
  • Doğumgünü pastası : Women's Weekly, kids' birthday cakes
  • Kurabiyeler için de Pastacı'nın blogu

Tekrar Devletşah'ın ellerine sağlık, bir sofra daha güzel anlatılamazdı.

Herkese mutlu günler !

Çarşamba, Şubat 28, 2007

Muffin süsleme günü ve pasta denemeleri


Geçen gün muffin süsleme günü yaptık ama Bakü'de nadir olan birşey, kar yağdı. Biraz tutuyor sonra eriyordu, sonra yine bastırıyordu. Aslında Bakü'nün havası İstanbula çok benziyor. Dün mesela günlük-güneşlikti, dünden eser yoktu ! Aynı gün içinde de böyle durumla olabiliyor. Bakü'nün en büyük farkı meşhur rüzgarı, zaten Bakü "rüzgarlar şehri" demekmiş.

Neyse, konumuz geçen haftaki kurabiye gününden sonra bu hafta da muffinleri süsleme günü yapmaktı. Tarifini, pastacılığa sarıp da Amazon'dan aldığım bir sürü pasta kitapları arasından buldum. Bu arada Ceren'in iki oğlunun doğumgünü pastalarını yapmaya niyet ettiğimden öncesinde bir deneme yapalım dedik.


Bakü'de pastanelere toptan malzemeler satan küçük, ıkış-tıkış, toz içinde dükkanlar var. İçinde çok ucuza çok enterasan malzemeler bulabiliyorsunuz. Oradan aldığım 2 kek kalıbını denedim. Pasta tariflerini Emel Başdoğan'ın kitabından aldım.

Yandaki tavşanın çikolatalı keki ve muzlu-kremalı içi süper oldu!

Ama yandaki ayıcığın sade keki başarısız oldu, çok sertti. İyi ki denemişim tarifi, muhtemelen fırından kaynaklı bir durum.



Tariflerini henüz vermiyorum çünkü bunlar deneme maksatlı yapıldı. Gerçekten başarıya ulaşınca size tarifleri de vereceğim.


Bir de yeni bir Yahoo group keşfettim, yeni bulduğum bir blogdan, Gelincikler, pastacılık üzerine güzel bir site. Yahoo grubunda da pastacılık üzerine güzel bilgi paylaşımları var. Malzemeler, tarifler, resimler, ne ararsanız var.

Ben size muffin tarfini vereyim, kolay ve güzel bir tarif, 30-min Kids Cakes kitabından, American Muffin tarifi:

Malzemeler:
  • 300g un
  • 3 tatlı kaşığı kabartma tozu
  • 125g şeker
  • 3 yumurta
  • 4 yemek kaşığı ayçiçek yağı
  • 50g eritilmiş tereyağ
  • 2 tatlı kaşığı vanilya
  • 150g yoğurt

Tarifi:

  1. Un, kabartma tozu ve şekeri bir kaba koyup karıştırın
  2. Yumurta, yağ, eriyip ılınmış tereyağ, vanilya ve yoğurdu ekleyin ve kaşıkla hafifçe karıştırın (fazla homojen yapmayın)
  3. Muffin kalıplarına (12 adet) kağıt koyarak içlerini doldurun
  4. Önceden 200 derecede ısıtılmış fırında, 15-18 dakika, üzerleri altın sarısı olup, iyice kabarana ve üstleri hafif çatlayana kadar pişirin
  5. Dilerseniz bu karışıma 1 tatlı kaşığı limon ya da portakal rendesi ya da 100g çikolata parçacıkları ya da 1 vanilya yerine ezilmiş bir muz ekleyebilirsiniz.

Daha önce buradaki arkadaşım Elif'in oğlu Berkay'ın doğumgününde yandaki süslemeleri yapmıştım.

Renkli kreması için, 125g tereyağına (oda sıcaklığında bekletilmiş), elenmiş 250g pudra şekerini azar azar ekliyorsunuz. 2 tatlı kaşığı da süt ekleyip, mixer ya da kaşıkla iyice karıştırıyorsunuz. Hafifleyip, sürülebilir kıvama gelene kadar süt ya da şeker miktarı ile oynayabilirsiniz.

Elde ettiğiniz karışımı parçalara bölerek, dilediğiniz gıda boyasından, kürdan ucuyla azar azar ekleyip karıştırıyorsunuz. Muffinlerin üzerlerini bıçakla biraz düzleştirebilir ve önce renkli kremasını, sonra da dilediğiniz süslemeleri yapabilrisiniz. Minik şekerler, yıldızlar, gümüş şekerler, hindistan cevizi tozu, vs vs...artık yaratıcılığınıza kalmış..Bu işi çocuklar yapınca tabii etrafın epeyce batmasını göze alın :)

Afiyet olsun ve iyi eğlenceler !!